We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Haydarpaşa Garı, Bay Hügnen ve ihale!

57 2 0
23.10.2019

Deniz yoluyla Kadıköy’e giderken Haydarpaşa dalgakıranına girer girmez karşınıza iki bina çıkar:

Selimiye Kışlası ile Haydarpaşa Gar binası...

Eğer buralıysak, bu memlekete büyümüş, buranın havasını solumuşsak eğer, bizim gözümüz önce Haydarpaşa Gar binasını görür.

Yok eğer yolcu bir yabancıysa, bir ecnebi memleketten gelmiş vapurla Kadıköy’e geçiyorsa, gözü önce Selimiye Kışlasını görür.

Selimiye Kışlasını 3. Selim, Nizam-ı Cedid askerlerini yetiştirmek ve barındırmak üzere 1828 yılında yaptırmış. Mimarı Ermeni Kirkor Amira Balyan’dır, tarzı Barok’tur ama minareleri ve her haliyle bizi yansıtır.

Haydarpaşa Gar binasını ise 1908’de Sultan 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmış, iki Alman mimarın Otto Ritter ile Helmut Cuno’nun eseridir; Orta Avrupa Barok, Alman Rönesans ve Neo Klasik mimari örneklerinin tümünün karışımıdır; eklektiktir.

Şair Cemal Süreya’nın deyimiyle “gri bir ev ödevi” gibidir, soğuktur.

Alman Almandır.

Biz burada yaşayanların gözüne önce onun ilişmesi, onun ecnebi tarzındandır.

Bir ecnebinin önce Selimiye Kışlasını görmesi ise, onun yerliliğindendir.


*


Şair Atilla İlhan, “İstanbul Ağrısı” şiirinde şöyle meydan okur şehre:

“eğer sen yine İstanbul’san

kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan

Sirkeci Garı’nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp

intihar dumanları içindeki Haydarpaşa’dan

Anadolu üstlerine bakıp bakıp

ağlayan

sen eğer yine İstanbul’san....”

İstanbul mu yüzyıldan beri “intihar dumanları içindeki Haydarpaşa’dan Anadolu üstlerine bakıp bakıp ağladı”, yoksa Anadolu mu hep İstanbul için yanıp yıkıldı, hep gözyaşı döktü bilmem, bildiğim tek şey İstanbul’dan Anadolu’ya yapılan her yolculuk, Haydarpaşa Garı’ında başladı; Anadolu’dan İstanbul’a yapılan her yolculuk da bu binada bitti.

O yüzden Haydarpaşa Tren Garı, bir ilk durak, bir de son duraktı. Bazen son, bazen ilk... İçeriye ve dışarıya açılan kapısı oldu şehrin, o kapının içi ise hafızası...

“Türk Edebiyatında Haydarpaşa Garı”na dair çok kıymetli bir yazı yazmış olan Handan İnci’nin şu tespiti bir o kadar kıymetlidir:

“Haydarpaşa Garı bir ‘bellek bina’dır. Gar ile Anadolu arasında gidip gelen her tren, Türkiye’nin toplumsal tarihini, kültürel, ekonomik çözülüş ve yapılanışlarını, yani bir başka yolculuğu da yaşamıştır. Garın saati, Türkiye’nin saatidir bu anlamda. Haydarpaşa Garı’nın toplumsal hayatımıza katıldığı yüzyılı düşünürsek, modernleşme tarihimizin hemen hemen bütün ana duraklarının bu raylar üzerinde yer aldığını görürüz: II. Meşrutiyet yıllarının karmaşasını, İttihatçıların gadrine uğramış siyasi sürgünleri, Birinci Dünya Savaşı’nın cephe yolcularını, Kurtuluş Savaşı’nın güç koşullarını, Cumhuriyet heyecanını, İstanbul merkezinden Anadolu’ya doğru yola çıkan umutları, İkinci Dünya Savaşı’nın yoksulluklarını, Varlık Vergisi’nin Aşkale’ye sürüklediği talihsiz yolcuları, Anadolu’dan İstanbul’a açılan göç yollarını, bu yoldan şehre uçan gurbet kuşlarını, giderek kalabalıklaşan şehirde yalnızlaşan, kurtuluşu kaçıp gitmekte bulan modern hayat yorgunlarını… Hepsini Haydarpaşa Garı’nda karşılayıp oradan uğurladık bir yüz yıldır.”

Ve yüzyılın sonunda, eski işlevini yitirince Haydarpaşa Garı şimdi elimizde kaldı. İnsafımıza terkedildi.

Koca bir tarih, koca bir mekan, koca bir hafıza gelip bir “ihaleye” saplandı. (Derler ki, telefon konuşmaları sırasında diğer birçok netameli kelime gibi “ihale” kelimesi geçerse eğer, o konuşma otomatik olarak dinlemeye alınır! Acaba yazıda da öyle mi?!)


İttihatçıların da Kemalistlerin de gadrine........

© Habertürk