We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Haraşolar!

55 4 1
26.02.2020


Bu zamana kadar, şükür biz hiç iç savaş yaşamadık.

İç savaşa benzer, kardeşin kardeşe kıydığı olaylar başımıza gelmedi değil; birçok girişim oldu, 6-7 Eylül’den bir zamanların Maraş Çorum katliamlarına, 6-7-8 Ekim olaylarına kadar iç savaş girişimine benzer birçok hadise yaşadık ama mesela bir zamanlar Amerika’da, İspanya’da, Yunanistan’da, birçok Afrika ülkesinde, şu anda Suriye’de sürmekte olana benzer, yıllarca süren iç savaş Allah’a şükür ki topraklarımızda eksik kaldı.

Eksik kalması ne büyük nimet!

Tamamı siyah beyaz, kurak bir rüzgar tarafından savrulan gri tonların egemen olduğu bitmez tükenmez, sonsuz bir zaman aralığında süren eksik, kırık dökük, harabe, cılk yaralar içinde bir hayat düşünün ve o hayatın tam ortasında çaresiz bir halde kalmış kendinizi ve ailenizi...

Akan her damla gözyaşı kıpkırmızı kandır.

Düşman kim belli değil..

O zamana kadar yarattığınız bütün değerler, bütün bir medeniyet gözlerinizin önünde yağmalanıyor, geri kalanı ise sele kapılmış gidiyor.

Ve siz çaresizsiniz!

Her şey tıpkı Picasso’nun “Guernica” tablosundaki gibidir.

Hani bir Nazi subayının “Bunu siz mi yaptınız?” diye sorması üzerine, sanatkarın “Hayır siz yaptınız,” cevabını verdiği tablo.

Bir tanım ararsanız eğer, hani hepimizin ta çocukluğunda okuduğu, büyüyünce de çocuklarımıza okutmaya çalıştığımız “Küçük Prens” kitabının yazarı Antoine de Saint-Exupery’nin, “iç savaş bir savaş değildir, insanın kendisiyle savaştığı bir hastalıktır” diye tarif ettiği şey.

Dışarıdan bir düşman ülkene saldırsa, eline geçirdiğin ilk aletle önüne atılır, memleketini canhıraş bir şekilde savunursun.

Ya düşman senin içindeyse?

O zaman içini deşmen lazım!

Bunu yapamayacağına göre tek yolun var; kaçıp gitmek! O da fırsat bulabilirsen!

Neredeyse yedi yıldan beri Suriye sınırımızda olan hadise budur.

Bu yüzden içimizde 4 milyondan fazla Suriyeli muhacir var.

Ve bu yüzden hala İdlib’den onların yarısı kadarı gelmek istiyor.

Başımıza böyle bir felaket gelmediği için, onların yaptığı gibi yarattığımız her şeyi arkamızda bırakıp, mataralarımıza su yerine gözyaşlarımızı doldurup gitmedik bir başka memlekete.

Bir kez başımıza geldi ama büyük bir felakete dönüşmeden yarı yolda durdu.

Ruslar geliyordu Kafkasya’dan.

Van Gölü’nün kenarındaki Hemite köyünde yaşayan Yaşar Kemal’in babasına Çukurova yolu göründü mesela.

Rusların ateşlediği top sesleri Başkale’de duyulduğunda, memleketim Hakkari’nin ahalisi Irak içlerine Dihok, Amediye’ye doğru çoktan yola çıkmıştı bile.

Anneme, annesi anlatmış:

“Dağı taşı aşarken, çay nehir geçerken, pancara, börtü böceğe de kıran girmişti sanki kızım, yiyecek hiçbir şey yoktu; o yüzden manda gönünden çarıklarımızı yedik.”

*

Hakkarililer Rus korkusundan aşağı doğru kaçarken, Rusya’da bütün dünyada duyulan büyük, canhıraş bir patlama sesi duyuldu. Mujikler ayaklandı, ucu bucağı olmayan köylü toplumu “zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok” dedi, zincirlerinden başka kaybedecek bir sürü şeyi olanlar ise, tıpkı Irak’ın içlerine doğru kaçmaya başlayan akrabalarım gibi, o zamana kadar yarattıkları bütün değerleri arkalarında bırakarak İstanbul’un kapılarına dayandı.

Bir “hiç” olan mujikler bir anda “hep” oldular ve o zamana kadar memleketin kültürüne, sanatına, hayat biçimine yön veren aristokratlar memleketi bırakıp kaçtı.

Ayak takımı başa geldi, baş takımı muhacir oldu.

Ve Rusya’da iç savaş bitti. Tam tamına........

© Habertürk