We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Göçebe… Koçer!

69 0 3
11.10.2020

Cemal Süreya’nın “Çöçebe” şiirini Paris’te yazmış olması ne tuhaf! Altının bütün renklerinin tek bir huş ağacı yaprağında bir araya geldiği, o yapraklardan Karun hazineleri dolusunun yoluma serpildiği bir sabah vakti ağaçların arasından kaybolup bilincimin derinliklerinde “göçebelik”, “kent”, “köy” gibi kelimeler cirit atarken, o şiirin yazıldığı yerin aklıma gelmiş olması bir o kadar tuhaf…

Şair müfettişti, Anadolu’nun çeşitli kentlerine teftişe gidiyordu. “Göçebe” o seyahatlerin şiiridir.

“Kent” kelimesi kökünü “köy”den alır. “Köy” “konmak”tan gelir. Kürtçeye de “gund” şeklinde geçmiş “köy”, onun kökü de “konmak”tır.

“Kendine gelmek” deyiminin de bu mevzuda yeri var! Kelimelerin etimolojisine en az şiir kadar müptela Mehdi Eker’den öğrendim. “Kendime geldim” deyimi, yaygın inanışın aksine “ferahlamak”, “nefes almak” anlamını ihtiva etmez; bu deyimin gerçek anlamı “kentime, yani köyüme geldim”dir. İnsan ancak kentinde, köyünde kendini yurdunda hisseder, ancak o zaman rahatlar, geniş geniş nefes alır.

Türkçedeki “göç” kelimesi ile Kürtçedeki “koç” kelimesi de akrabadır. Türkçedeki “göç”ten “göçer; Kürtçedeki “koç”tan “koçer” türemiş. İki göçebe toplumun, aynı eylem için aynı kelimeleri bulmuş olması, sürgün bir Kürt ailesinin çocuğu olan Cemal Süreya’nın “Göçebe” şiirini Paris’te yazmış olması, benim bunu huş ağacının altın sarısı yapraklarına bulanmışken hatırlamış olmam kadar tuhaf geliyor bana şimdi bunları yazarken.

Aslında Cemal Süreya’nın “Göçebe”sine de, kelimelerin etimolojisine de yeni okuduğum Hermann Hesse’nin “Knulp” kitabı götürdü beni. Bu kitabında büyük yazar, bütün hayatı yollarda geçen ve yollarda sona eren bir göçebeyi anlatır. Canı istediği yere “konan” ama orada fazla durmayıp oradan “göçen”, belki de “uçan” özgür bir ruhun hikayesini…

Yeşil yapraklar ormanı, sarı yapraklar yeri süsler. Durup ağaca baktım, yüzüme sarı bir yaprak düştü. İnsan, ruhunu kendisi özgür bırakmaz, özgür ruh asidir dinlemez insanı zaten. Yüzümdeki yaprağı aldım, aklımda Knulp…:

“‘Her insanın kendine özgü bir ruhu var,’ dedi Knulp. ‘Onu başka bir ruhla karıştıramaz. İki insan birbirine yaklaşabilir, birbiriyle konuşabilir, birbirinin hemen burnunun ucunda olabilir, ama ruhları bulunduğu yere kök salmış çiçeklere benzer, hiçbiri kalkıp ötekisinin yanına gelemez, bunun için kökünü terk etmesi gerekir, böyle bir şeyi de başaramaz. Çiçekler kokularını ve tohumlarını yollar birbirine, çünkü birbiriyle konuşmaya can atar; ama bir tohumun istenilen yere ulaşması konusunda çiçeğin elinden bir şey gelmez, rüzgârın işidir bu, rüzgâr da canı istedi mi bu, canı istedi mi öbür yönden eser.’”

Bundan mıdır Anadolu aşıklarının esen yelden sık sık yâri sormaları?

Ya yersizlik ya yurtsuzluk? Bir yere kök salmak, çiçek gibi, ağaç gibi… Bir yerde kökün yoksa orada hayat zordur; hep yollar çağırır seni. Göçebe evini sırtında taşır, şehirde yaşasa bile yerleşik bir hayatı yoktur onun. Çünkü şehirli olmak, “aynı evde doğup aynı evde ölmektir” de biraz.

Onlarca lakabının yanında, zalim Moğul hükümdarı Cengiz Han’ın bir lakabı da “Göçebe”ymiş. Onun torunu Hülagu........

© Habertürk


Get it on Google Play