We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

En zor zamanlarda bile hayatın alaya alınacak bir yanı var!

72 0 1
27.09.2020

Maltepe sahilinde uzun bir yürüyüş yolu var. Sahili doldurmuşlar. Adalar çok yakınlaşmış.

Gökte yarım ay var, öteki yarısını fare kemirmiş gibi duruyor sanki. Yanımızdan gelip geçenlerin büyük çoğunluğu bizim gibi maskeli. Bazıları da çayıra sandalye çekmiş, evlerinin salonlarında oturuyorlarmış gibi rahat; sanki evlerinde yapamadıklarını burada yapıyor, burada ağırlıyorlar misafirlerini.

Belli aralıklarla çay, bisküvi ve cümle kuruyemiş, çekirdek falan satan küçük arabalar var. Yolumuza çıkan birisinde yüksek sesle Orhan Gencebay, ötekinde Ahmet Kaya çalıyor. Ahmet Kaya “Tabancayı unutmuş helada”, Orhan Baba ise “Bir teselli” istiyor Yaradan’dan.

Maltepe’de mukim arkadaşım Veysel’e soruyorum:

“Bu koca alan dolgu mu?”

“Evet.”

“Neyle doldurmuşlar?”

“İstanbul’daki inşat hafriyatıyla…”

(Ne inşaatmış be!)

“Peki doldurdukları deniz nereye gitti?”

Sanırım bu sorunun cevabı asıl işi inşaat yapmak olan Veysel’de de yoktu; ben de ille sorumun cevabını alacağım diye ısrar etmedim zaten.

İlerde, açık havada sahnelenen bir piyesin replikleri geliyor kulağıma. Sahnedeki aktörün ağzından peş peşe öz Türkçe cümleler (Hayır, olanaksız! Olanaksız!) çıkıyor. Çocukluğumdaki yazlık sinema anlarına gittim kısa bir süre için. Replikler farklı ama… (Ayhan Işık, Belgin Doruk’a söylüyor: “Bana, yıllar önce çılgınca sevdiğim bir kadını hatırlattınız.”)

Geniş bir alanda açılan sahaf sergisine girdik. Koca alan boştu. Yan yana bir sürü sahaf standı, hepsi çok şık… Sırayla gezmeye başladım. Her dükkanda biraz eşelendim. Ve karşıma dostum Sahaf Gürsel Bey çıktı. Asıl dükkanı Balıkpazarı’nda, Beyoğlu’nda… Birkaç gün önce aramış Taha Toros’un hatıratını, “Mazi Cenneti”ni bulmasını istemiştim, dün aramış, bugün Maltepe’de olacağını söylemiş, kitabı tedarik ettiğini, pasajdaki çaycıya bırakacağını, oradan almamı söylemişti. Beni burada görünce şaşırdı. Falih Rıfkı’nın “Gezerek Gördüklerim” ile, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in “Bir Zamanlar İstanbul”unu aldım dükkanından, yan komşudan da Çetin Altan’ın “Kalem Bahçesinden Yedi Hayat”ını bulmuş, çocuk gibi sevinmiştim.

Çetin Altan yedi yazarın hayatından, belki de televizyon dizisi olabilecek yedi snopsis çıkarmış, senaryolaştırmadan öyle bırakmış. Eve gelince kitaptan Refik Halit Karay bölümünü okumaya başladım.

Arabaya binmeden önce Veysel bana, “Birçok yazında Refik Halit Karay’dan bahsediyorsun abi, neden, çok mu seviyorsun?” diye sormuştu.

Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım Refik Halit’i Veysel’e; belki de “Refikim Halit”i tekrar tekrar kendime.

Hem ittihatçıların, hem de Cumhuriyeti kuranların gadrine uğramış tek yazardır. İttihatçılar iktidardayken, tıpkı arkadaşı Ahmet Samim gibi “yüksek bir makama” çağrılmış, (Hırant Dink de çağrılmıştı) kendisine “gençliğine yazık olur” ikazı yapılmış, huylu huyundan vazgeçmediği halde Ahmet Samim’den daha şanslı çıkmış, kurşun yerine şansına sürgünlük düşmüştü.

Haldun Taner onun hakkında şunları söyler:

“Bence Refik Halit romancılığı, öykücülüğü dışında, mizahçı, hicivci kişiliği ile de, en az bu iki alandaki kadar değerli bir yazardı. Çok netameli bir ortamda, hışır İttihatçıların ortalığa duman........

© Habertürk


Get it on Google Play