We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Büyük köpek tehciri!

103 3 3
24.06.2020

Yıllar önce Murat Bardakçı yazmıştı, sonra birkaç yerde daha karşıma çıktı hadise, en son Zülfü Livaneli’nin “İstanbul’da yüzyıllardır süren cümbüşün” romanı diyebileceğimiz “Konstantiniyye Oteli” kitabının sayfaları arasında da rastlayınca olaya, toplumsal hafızayı bir kez daha tazelemek istedim ben de.


*


İttihatçı Troyka; Enver, Talat ve Cemal Paşalar, daha sonra imparatorluğun bir kısım gayri Müslim tebaası üzerinde uygulayacağı tehcirin ilk denemesini 1910 yılında İstanbul’daki sokak köpekleri üzerinde yaptılar.

Şehirde, ahaliyle birlikte barış içinde yaşayan 80 bin köpeği toplayıp Hayırsız Ada’ya sürgün ettiler.

Bu şehrin tarihinde o kadar uğursuz, o kadar korkunç bir faciadır ki, yıllar yılı bura ahalisi, şehirlerinin başına daha sonra gelen bir yığın felaketi bu korkunç hadiseye bağladılar.

1912 yılının Ağustos ayında meydana gelen Mürefte-Şarköy depremini de, bir yıl sonra çıkan İkinci Balkan Harbini de, şehrin bir süre sonra İngilizler tarafından işgal edilmesini de o günahsız köpeklere reva görülen o korkunç muameleye yordular.

Sonradan gelen bir yığın uğursuz musibeti de hakeza...

Bir hayvan dostu olan Sultan Abdülhamit’i devirir devirmez İttihatçıların yaptıkları ilk işlerden birisi bu “köpek tehciri” oldu.

Daha önce de İstanbul’un köpekleri çok çekmişti zalim yöneticilerin elinden.

Abdülhamit dönemi, ona muhalif bir yığın insan için katlanılması zor bir istibdat dönemiydi amenna, bu konuda hemen hemen herkes hemfikir. Hafiye teşkilatı muhaliflere nefes aldırmıyordu ama galiba sokak köpekleri, tarih boyunca en rahat nefesini onun döneminde aldılar.

Sultan hakiki bir hayvan dostuydu çünkü. Yıldız Sarayı’nın bahçesi aynı zamanda bir hayvanat bahçesiydi. İstanbul sokakları da, nasıl insanların gezinti yeriyse, aynı şekilde köpeklerin de yuvasıydı. Yönetimin gösterdiği itibar, halkın verdiği değerle birleşince bir süre sonra kuduz vakalarında artış görüldü şehirde. Bunun üzerine Sultan Abdülhamit, kuduz köpekleri tedavi ettirmek için, kuduz aşısını bulmuş olan ünlü Pasteur’ü İstanbul’a davet etti. Doktor hemen gelmeyince kurduğu enstitüye padişah 10 bin Fransız Frangı bağış yaptı. Buradan Paris’e, enstitüde eğitim görsünler diye uzmanlar gönderdi.

O sırada Avrupa’da parfüm ve kimya sanayinde denek olarak kullanılmak üzere köpeklere büyük ihtiyaç duyuluyordu. Bizde köpek çok, onlarda teknoloji... Henüz onların teknolojisine tam anlamıyla sahip olmadığımız için, pek ala onlara hammadde verebilirdik!

Böylece onlara Batılılaşmaya ne kadar eğilimli olduğumuzu da göstermiş olacağız, bir taşla iki kuş misali.

Fransızlar İttihatçılardan İstanbul’un sokaklarında hür doğmuş hür yaşayan, halkın beslediği başıboş köpekleri istediler.

Allah verdi iki göz!

Ne de olsa, “Ne yapıyorsun bre hayvanlar” diyecek bir Sultan da yok artık başlarında.

Şehrin sokaklarında köpek avı başladı. Halk, İttihatçılar gibi düşünmüyordu, direnişe geçti. Eylem büyüdü. Tophanede toplanmış, oradan gemilere bindirilerek Fransa’ya götürülecek köpekleri halk bir baskınla kurtardı, serbest bıraktı........

© Habertürk


Get it on Google Play