We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Azra Erhat, Latife Tekin, William Faulkner

46 1 0
26.08.2020

Tam altı ay sonra bugün, evime yakın bir yerde bulunan İstanbul’un büyük alışveriş merkezlerinden birisine gittim. Yüzümde maske, aklımda mesafe, bismillah diyerek girdim içeri.

Bundan altı ay önce iğne atsan yere düşmez içerisi, biraz önce dağılmış bir miting alanı kadar tenhaydı bugün.

Bir tek, bilgisayardan, cep telefonuna, adım ölçerden nabız tutara, elektronik kalemden, sualtında çalışan saate kadar cümle elektronik alet satan ısırılmış elma dükkanının önü kalabalıktı, müşterileri sırayla alıyorlardı içeri. Demek millet her şeyden vazgeçebiliyor, sadece bu dükkanda satılan aletler olmadan hayatını idame ettiremiyordu.

Kalabalıktan sakınarak birkaç metre uzakta bulunan kitapçıya girdim. Oh be hayat varmış! Kitapçı bomboştu.

Yıllardır aynı kitapçıya girip çıkıyorum. Kapıdan girer girmez tam karşıdaki rafa, tam da benim istediğim kitapları diziyorlardı daha önce. Bu kez de oraya yöneldim ama raf değişmişti. Şimdi gazetecilerin yazdığı, günlük siyasete dair kitaplar ile her dönemde revaçta olan “kişisel gelişim” kitaplarına ayrılmıştı raf. (Bireyin mumla arandığı toplumun en çok okuduğu kitaplara bak! Kişisel gelişim...)

Benim sevdiğim kitaplar hiçbir “gelişim” kategorisine girmiyor galiba. Daha çok edebiyatla ilgiliyim ben ama ilgilendiğim rafın önünde iki delikanlı durmuş, birisi hiç konuşmuyor, öteki durmadan ona malumatfuruşluk yapıyordu. İster istemez duyuyorum konuştuklarını. Orhan Kemal’den bahsediyor, Yaşar Kemal’den, Orhan Pamuk’tan, Oğuz Atay’dan, Ahmet Hamdi’den ve başka yazarlardan... Dinleyen de dinliyor valla... Efendim bu ülkenin en büyük romancısı Oğuz Atay’dır ama onun da ustası Ahmet Hamdi’dir (Bak sen!), Orhan Pamuk “Kafamda Bir Tuhaflık” romanıyla kentlerin ve “devrimcilerin” (Allah Allah!) dönüşümünü anlatmış da, Orhan Kemal ile Yaşar Kemal arkadaşmışa (Orası doğru) kadar bir yığın bilgiyi, sus pus onu dinleyen arkadaşının kafasından aşağı boca ediyor.

Etrafta korona kol geziyor, illetten korktuğum için onlara fazla yaklaşamıyorum ama bir an önce işgal ettikleri rafın önünü boşaltsalar da ben de oradan nasiplensem diyorum, zira benim ilgilendiğim kitaplar orada. “Gençler çekilir misiniz, ben de oraya bakmak istiyorum” da diyemiyorum. Allah korusun, insan bu belli olmaz, böyle benim de sevdiğim yazarlardan böyle tatlı tatlı söz eden delikanlı, aniden sinirlenebilir, tatsız bir laf edebilir, neme lazım en iyisi biraz daha “tarih, biyografi, deneme” rafının önünde vakit geçirmek.

Azra Erhat’ın, “En Hakiki Mürşit, Gülleyla’ya Anılar” (İş Kültür Yayınları) kitabını aldım raftan.

Azra Hanım’a kadar “Homeros Destanı”nı başkaları da Türkçeye çevirdi ama onun A. Kadir’le yaptıkları çeviri en muhteşemidir, birkaç çeviri mükafatını almış. Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanıdır, “Mitoloji Sözlüğü”nün yazarıdır, filologtur, arkeologtur, mütercimdir, velhasıl mühim bir alimdir. “Mavi Yolculuk” teriminin isim anasıdır. Hümanizm fikrinin Türkiye’de öncülerinden sayılır. Halikarnas Balıkçısı, Selahattin Eyüboğlu ve Vedat Günyol’un arkadaşıdır. Atatürk’ü görmüş, mavi gözleri onu büyülemiş, söylediği her şeyi kendine buyruk telaki etmiş, Orta Asya’dan aranan “genesis”in yerine köklerimizi “Anadolu’da aramış”, o fikrin öncüleri olan “Mavi Anadolucular”ın başını çekmiş birisidir Azra Erhat.

Herhalde onu yeterince “Kemalist”, sıkı bir “Atatürkçü” olarak görmediler, o yüzden kendilerine daha sıkı “Kemalist, Atatürkçü” diyen darbeciler 12 Mart’ta onu da tutukladılar, dört ay Maltepe Askeri Cezaevi’nde yatırdılar, kendi hayat hikayesini o mahpus günlerinde yazmayı düşündü, yeğeni “Gülleyla”ya hikayeler anlatarak başladı yazmaya hatıratını, benim bugün aldığım kitap, dört bölüm olarak yazmayı planladığı anılarının ilk bölümüdür ki burada çocukluk ve gençlik anıları vardır.

Cezaevinden çıktı, yazmayı sürdürdü, hatıratını bitirmeden de öldü Azra Hanım.

Kitap elimde bunları düşünürken, nihayet edebiyat rafının önünü boşalttı öğreten adam ile arkadaşı... Yaklaştım, gözüme ilk çarpan “Latife Tekin Kitabı” (Can Yayınları) oldu. Pelin Özer on beş yıl önce yazmış, yayınevi yeniden basmış kitabı. Yazarı kitabını, “yarım bir hayat hikayesi” olarak tanımlıyor. Gazeteciliğe ilk başladığım 80’li........

© Habertürk


Get it on Google Play