We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ayasofya’nın tepesine dikilecek haç!

81 3 8
28.06.2020

İki Dostoyevski var. Biri insan ruhunun en karanlık yerlerinde gezinen kainatın gördüğü en büyük romancı, öteki Stefan Zwieg’ın deyimiyle “bir Ortaçağ rahibi kadar bağnaz bir dinci, bütün dünyayı Rus milliyetçiliğinin boyunduruğuna sokacak kadar Panslavist” fanatik bir milliyetçi olan Dostoyevski.

Romancı Dostoyevski gerçekçidir, Ortodoks-milliyetçi Dostoyevski ise iflah olmaz bir romantik...

Romancı Dostoyevski, insan denilen gayya kuyusunun en dibine ulaşmış, orada uzun süre kazı yapmış, su yüzüne çıkardığı kalıntılarla insan ruhunun içindeki en karmaşık, en girift halleri, hiçbir yazarın şu ana kadar ulaşamadığı büyük bir ustalıkla yazıp bütün insanlığa göstermiştir. Cemil Meriç’in deyimiyle, “girdaplar ve zirveler dünyasıdır” onun dünyası, “sonsuzluktur, ummandır.”

Dinci-milliyetçi Dostoyevski ise, zalim, yalancı, iftiracı, bağnaz, pis bir politikacıdır. Rahip cübbesini giymiş, bir engizitör edasıyla Rusya dışında ülke, Slavlar dışında millet tanımayan, Stefan Zweig’ın deyimiyle, “Doktrinini vaaz verir gibi sakin bir şekilde değil, hezeyan halleri mistik bir çılgınlık buhranı, şeytani öfke nöbetleri içerisinde açıkla”yan; “itirazları topuz darbeleriyle yerle bir” eden; “humma nöbetleri içerisinde titreyerek, kibirli bir şekilde ve şiddetli bir kinle” dünyanın karşısına çıkan sıradan bir insandır.

Bugünlerde Türkiye’de yaşasa her gece televizyonlarda yapılan münazaralarda “bütün dünya bize düşman ama biz hepsinin hakkından geliriz” diyen zevatla rahatlıkla anlaşır ama içlerinden birisi “Bir Türk cihana bedeldir” dese, hemen gardını alır, “Ne diyorsun sen, cihana bedel olan Türk değil, Rus’tur” diyerek ağzının payını verirdi.

Ortodoks-milliyetçi Dostoyevski ne kadar “şeytansa”, romancı Dostoyevski o kadar “peygamber”dir.

“Siyasal ve güncel meseleler, Batılılaşma sorunu, Rus aydınının eleştirisi, Panslavizm, Şark meselesi, Türkler ve İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudiler, kadın, edebiyat, Avrupa” ve daha bir yığın meseleye dair fikirlerini serdettiği 1210 sayfalık hacimli eseri “Bir Yazarın Günlüğü”nü (Yapı Kredi Yayınları) okumadıysanız eğer, küçük, kindar bir politikacı olarak Dostoyevski’yle hiç karşılaşmayacak, onu zinhar tanımayacaksınız; oh ne iyi! Çünkü “Yeraltından Notlar”, “Ecinniler”, “Budala”, “Suç ve Ceza” ile “Karamazof Kardeşler” gibi, dünya edebiyatının bir buçuk asırdan beri aşılmamış o muazzam romanlarında, o bağnaz, iftiracı, fanatik dinci, kindar milliyetçi Dostoyevski’den eser yoktur. Okuduğunuz bu romanlarda karşınıza çıkan Dostoyevski; fikirlerine katılmasa bile, hatta yüzde yüz karşıt bile olsa, katil olsun, düzenbaz olsun, fakir olsun zengin olsun, kadın olsun erkek olsun bütün kahramanlarına aynı sevecenlikle yaklaşır, onların fikirlerini, inançlarını, hayat biçimlerini bir tarafa bırakarak sadece insan olarak ruhlarının en karanlık yerlerinde dolaşır, bize de aslında “hiçbirinizin bunlardan bir farkı yok, derine biraz daha derine inerseniz eğer aslında ruhunuzdaki karanlıkla siz de yüzleşebilirsiniz” diyor, hepsine eşit mesafede bir yerde duruyor.

Oysa dinci-milliyetçi Dostoyevski, yine Zweig’dan mülhem, “öfkeli bir put-kıran gibi Avrupa uygarlığının bütün tapınaklarına saldırmakta”, “Moskofça hoşgörüsüzlüğü bir hezeyan nöbetine dönüşmekte”, “yalnızca Rusların fikrinin doğru, büyük ve haklı olduğuna inanmakta”, “bir Amok gibi koşmakta, kendisine karşı koyan herkesin göğsüne hançerini saplamakta” ve her türlü tartışmayı sonunda ırk meselesine getirip dayandırmaktadır. Ona göre Ruslar her şeyden anlar, geride kalan herkes “dar kafalı”dır, “yalnız Rusya’da her şey iyidir.” İsa adındaki Tanrısı ile başı dönmüş bir “Orta Çağ rahibi” gibidir, katıdır, “tartışmaya gelememektedir.”........

© Habertürk


Get it on Google Play