We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

At sırtında darbe yapmaya gitmek!

92 3 8
26.09.2021

İttihatçı hikayelerinin tuhaf bir gizemi vardır, bu hikayeleri sevmeyen çok azdır sanırım. Bunu, arada bir burada yazdığım bu hikayelere olan ilgiden biliyorum.

Attila İlhan’ın o güzelim “kim kaldı” şiirinde tarif ettiği “o fedailer ki barut öksürürler/sakal tıraşları mavi/kırmızı bıyıkları biber” dediği o adamların bir macerası mutlaka bir yolunu bulup sızıyor burada yazdığım birçok yazımın bir yerine. “Adamlar” demem sözün gelişi değil, zira İttihatçıların arasında hiç kadın yoktur. Ama hemen hemen hepsi genç yaşında arkalarında genç bir dul kadın bırakmışlardır.

Bir sert erkeler hareketidir İttihatçılık.

Devirmeye yeminli, sadece bozan, yıkımda usta, inşada acemi, kellesini koltuk altında eve götürülecek bir karpuz gibi taşıyan gururlu ihtilal sevdalısı “o sert romantiklerin” bize bıraktığı miras, dünya durdukça ağır bir yük olarak kalacak omuzlarımızda bu gidişle.

Bugünkü siyasal dertlerimizin hemen hemen tümü onlardan mirastır zira bize.

Birinci Cihan Harbi sürerken Suriye’deki karargahına kafileler halinde getirilen, o sırada mesela yemek yiyorsa hiç ara vermeden aklına ilk gelen sayı ne ise o kadar Arap’ın idam emrini verip hiçbir şey olmamış gibi yemeğine devam eden Cemal Paşa; meşhur “Bab-ı Ali Baskınından” sonra İstanbul Muhafızlığına getirilir, o sırada sıfatı paşa değil Cemal Bey’dir daha. Asayiş ondan soruluyor. Darbeyi yapan İttihatçılara suikast ihbarını Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’ya o verir. İkisi kafa kafaya verir, muhtemel bir suikast karşısında tutuklanacak muhalif yazar ve gazetecilerin listesini özenle yaparlar. Cemal Bey, Mahmut Şevket Paşa’ya da “tehlikede” olduğunu söyler; o ise umursamaz, onun aklı kendi ölümünden çok o sırada tutuklayacağı muhaliflerdedir daha çok.

Listeyi yaptıkları günün ertesi günü siyasi rakipleri Çemberlitaş’ta Mahmut Şevket Paşa’yı öldürmekle başlarlar işe.

Mahmut Şevket Paşa Babıali Baskınıyla; suikasta uğradığı günden 4 ay 19 gün önce Sadrazam olmuştu oysa.

Dünyanın en iyi matematikçilerini bir araya getirseniz, dünyanın en gelişmiş bilgisayarlarından birisini emrine verseniz, onlara öğleden sonra, herkes işinin başındayken, gündüz gözüyle birkaç gözü kara adamın Başbakanlığı basarak darbe yapacaklarını söyleseniz ve o matematikçilere, o gelişmiş bilgisayar yardımıyla o darbenin gerçekleşme olasılığını hesaplayın deseniz, emin olun hepsi hep birlikte bu olasılığın sıfıra yakın olduğunu söyleyecekler size.

Ama o “barut öksüren” adamlar bu işi başardılar.

23 Ocak 1913 günü saat 13.00’te, yakın bir tarihe kadar Cumhuriyet Gazetesi’nin ana binası olarak kullanılan o zamanki İttihat Terakki Menzil Genel Müfettişliği’nde Cemal Bey’in odasında (Cemal Bey, gazeteci Hasan Cemal’in dedesidir) İttihat Terakki’nin üç ası Talat, Enver ve Cemal’den başka Halil, Mümtaz, Hilmi ve Sapancalı Hakkı kafa kafaya vermiş son hazırlıkları gözden geçiriyorlardı.

Planın her ayrıntısı Talat Bey’in kafasının içindeydi. Darbenin beyni oydu çünkü.

Kara Kemal birkaç metre aşağıda bulunan postaneyi işgal edecekti. Talat eski bir postacıydı. Muhaberatın önemini ondan daha iyi bilen yoktu. Postaneye daha önceden yerleştirdiği İttihatçılar Babıali’nin bütün telefon hatlarını keseceklerdi.

Bütün vilayetlere anında iletilecek telgraf metnini önceden hazırlamış cebine koymuştu. Telgraf şu cümleyle başlıyordu:

“Milletin kutsal haklarına tecavüz eden Kamil Paşa kabinesine karşı galeyana gelen ahalinin Babıali önünde gösteriler yapması ve milletin arzusu üzerine istifa eden sadrazam…”

Oysa “ahalinin galeyana geldiği”, “gösteri” falan yaptığı yoktu.

Üç as, “kansız” bir darbe tasarlamışlardı. Zorunlu olmadıkça silah kullanılmayacaktı. Buyrukları kesindi.

Tam bu sırada avluda kişneyen bir at, zamanın geldiğini haber verdi. “Fedailer mangasının” en zapt edilmezi, en delidolusu, en gözü peki Yakup Cemil, Başbakanlığı basmaya giderken Enver’in bineceği kır atı getirmişti.

Talat saatine baktı, 14.00’ü gösteriyordu. Daha önce hazırlıkları yapmış, Babıali civarındaki her kahveye birkaç İttihatçı yerleştirmiş, harekete geçince onların görevi kahvehane müdavimlerini Babıali’nin önüne çekmeye çalışmaktı.

“Ben Sapancalı Hakkı’yla kahveleri bir kontrol edeyim, bakalım bizimkiler ne alemde,” dedi ve Hakkı’yla birlikte çıktı.

Sirkeci’ye kadar kahvelere bakarak indiler. Hiçbir kahvede görevlendirdiği hiçbir adamı yoktu. Ahali oturmuş, her zaman yaptığı gibi çay, kahve eşliğinde tütün içiyor, kederli kederli zamana kıyıyordu. Adamları girişecekleri hareketin başarısına inanmamış olacaklar ki hepsi toz olmuşlardı. Talat ne olursa olsun yolundan dönmeyecekti, yanındaki Hakkı’ya, “Var git Enver’e her şey hazır, harekete geçebilirsin de. Üniformasıyla beyaz atın sırtında onu görünce herkese bir cesaret gelir mutlaka. Ben de Nutukçu Ömer Naci’yi bulayım. Sesi gürdür, ahaliyi hemen coşturur,” dedi.

Sapancalı Hakkı fırladı, yokuşu koşar adımla çıkarak Talat’ın “harekete geçebilirsiniz” emrini Enver’e ulaştırdı. Enver hızlıca yerinden kalktı, üniformasını düzelterek avluya çıktı, orada bekleyen kır atın sırtına çevik bir hareketle atladı ve atın başını Babıali’ye çevirdi.

At Nuruosmaniye’den Babıali Yokuşu’na saptı. Enver’in sağında Mümtaz, solunda Hilmi vardı. İki fedai de kır atın adımlarına ayak uydurmaya çalışıyorlardı.

Yanında Talat yoktu. Babıali’nin karşı kaldırımında bir kapı aralığında sipere yatmıştı. Sapancalı Hakkı ara sokaklara dalarak hızlıca yanına vardı. Tarihin gördüğü en büyük teşkilatçı Talat Bey tedirgindi. Görevlendirdiği altmış fedaiden hiçbiri ortalıkta yoktu. Sadece Yakup........

© Habertürk


Get it on Google Play