We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Çağrılmayan Yusuf”

113 3 1
08.07.2020

Eğer Yusuf Atılgan komünistlikten “istifa” etmeseydi, İstanbul’u terk edip Manisa’nın Hacırahman köyüne çekilip çiftçilikle iştigal etmeseydi, muhtemelen “Aylak Adam” diye bir roman yazmayacak, böylece Türk edebiyatı bu “pırlantadan” mahrum kalacak, yazarı da günün modasına uyarak “halkı bilinçlendirmek için” birkaç kötü kitap yazıp, kısa süre içinde unutulan birçok yazar gibi unutulup gidecekti.

Taşradan gelen Yusuf Atılgan’ın İstanbul macerası kısa sürüdü. Balıkesir Lisesi’ni bitirdikten sonra yüksek tahsil için geldi bu şehre, topu topu dört yıl kaldı İstanbul’da, 1944 yılında okulu bitirdi, Akşehir Maltepe Askeri Lisesi’nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı ve 1945 yılında “komünizm” belası yapıştı yakasına, tutuklandı, on ay kadar mahpus yattı, salıverildikten sonra öğretmenlik hakkı elinden alındı, o da her şeyi bırakıp köyüne geri gitti, gözden de gönülden de ırak bir çiftçi olarak hayatını sürdürdü 1975 yılına kadar.

Köye gidişinden itibaren on üç yıl boyunca kimse kendisinden haber almadı, ta ki 1958 yılında Yunus Nadi Roman Yarışması’na “Aylak Adam”la katılıp ikincilik ödülünü alıncaya kadar. Birinci olan Fakir Baykurt ile üçüncü olan Mehmet Seyda’nın romanlarını Cumhuriyet Gazetesi tefrika etti, ancak Yaşar Kemal’in deyimiyle “Toplumcu edebiyatın yönünü bireyciliğe çeviriyor” diye olsa gerek “Aylak Adam”a yüz vermedi gazete, roman 1959 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlandı ve Enis Batur’un deyimiyle bir “alev topu gibi” edebiyat ortamına sessizce düştü.

O alev topuna kimse çok uzun süre elini sürmedi.

Edebiyat mahfillerinde okundu, dost meclislerinde konuşuldu ama Fethi Naci’nin “bunalım edebiyatı” diyerek önemsemediği yazısı hariç kimse hakkında pek bir şey yazmadı, taammüden unutturuldu, romanın ikinci baskısı on beş sene sonra 1975’te yapıldı, tekrar kayboldu, üçüncü baskısı on yıl sonra 1986 yılında yapıldı, böylece Orhan Koçak’ın deyimiyle roman “ölüp ölüp dirildi” ve nihayet son yıllarda 50’den fazla baskı yaparak bir “modern klasik” hüviyetini kazandı.

“Aylak Adam”ın da, Yusuf Atılgan’ın da kaderini, rahmetli Ömer Kavur tarafından sinemaya aktarılan başka bir romanı, “Anayurt Oteli” değiştirdi. O filmle birlikte Yusuf Atılgan tekrar keşfedildi, “Aylak Adam” tozlu raflardan indi, bir süre sonra da en çok okunan kitaplar listesinde önemli bir yer edindi, listedeki yerini bugün de muhafaza ediyor.

Lisede öğretmenin Behice Boran’sa elbette yoluna sosyalizm çıkar. Hele sende de o yola bir meyil varsa... Behice Hanım’ın rahleyi tedrisinden geçip fakültede de onun yerine Ahmet Hamdi Tanpınar geçerse, yeme de yanında yat. Üstüne Mihri Belli, cabası...

“Cadı kazanları”nın kaynamaya başladığı 40’lı yılların başında iki genç, Yusuf Atılgan ile Abdülkadir Pirhasan edebiyat fakültesinin koridorlarında karşılaşırlar. Hemen can ciğer dost olurlar. Fakültenin ikinci sınıfından itibaren askeri öğrenci olarak sürdürürler eğitimlerini. Zabit olacaklar; devrim yapacaklar ya, bu iş askerken daha kolay yapılır herhalde!

Onlar mektepteyken Hitler çoktan gemi azıya almış. Bütün dünya bu canavarın karşısında tir tir titriyor. Girdiği yeri yakıp yıkıyor, insanları fırınlara atıyor, bütün dünya ateşte yanan kitap ve ceset kokularıyla dolmuş bir halde inliyor.

Türkiye de bıçak işlemez kör bir karanlığın içinde. Yönü belirsizdir. Bir tarafından, matbuatta mebzul miktarda bol faşistler çekiyor, bir tarafından faşizmle savaşanlar. Olur da Hitler dünyaya egemen olursa diye iktidar hafifçe faşistlere yanaşmış. Muhalefet diye bir........

© Habertürk


Get it on Google Play