"Saplantı" o kadar iyi mi?

Sosyal medyaya yükledikleri videolar veya kısa filmlerle sinema endüstrisine girmeyi başaran genç yönetmenlerin sayısı artıyor. 1999 doğumlu Amerikalı Curry Barker da onlardan biri…

Barker’ın, kısa videoların ardından korku türünde çektiği ultra düşük bütçeli ilk uzun filmi “Milk & Serial” (2024), YouTube üzerinden seyircilerle buluşmuş ve dikkat çekmişti. Sinema salonlarında gösterime giren filmi “Saplantı” (Obsession) ise daha büyük ilgi gördü. Toronto gibi önemli bir festivalin Geceyarısı Çılgınlığı bölümüne seçilen film, eleştirmen ve seyircilerden yüksek notlar aldı. Bir milyon doların altında kalan düşük çekim bütçesine rağmen gişelerde 34.6 milyon dolar hasılata ulaştı.

Peki, “Saplantı” o kadar iyi bir film mi? Kendi adıma, pek beğenmedim ve biraz abartıldığını düşünüyorum. Öte yandan, övgüyü hak eden tarafları olduğunu inkâr edemem.

Artıları ve eksilerine gelmeden önce hikâyeden söz edelim: Barker, “Saplantı”yı yazarken çizgi dizi “The Simpsons”ın bir epizodundan esinlendiğini söylüyor. O epizodun esin kaynağına baktığımızda, İngiliz yazar W.W. Jacobs’ın 1902’nin eylül ayında Harper's Monthly dergisinde yayımlanan “The Monkey’s Paw” adlı kısa öyküsünü görüyoruz. Gerçekleşen ama her şeyi daha da kötü hale getiren dileklerle ilgili bir öykü…

Tıpkı “Saplantı” gibi… Bear (Michael Johnston), müzik mağazasında birlikte çalıştığı mesai arkadaşı Nikki’den (Inde Navarrette) çok hoşlanır ama bir türlü açılamaz. Üstelik iyi anlaştığı, iş dışında da görüştüğü biridir. Bir akşam, ona kolye almak için girdiği gizem temalı hediye mağazasında, tek dilek hakkı vadeden “One Wish Willow” diye basit, ucuz bir şey ilgisini çeker. Nikki’nin hoşuna gideceğini düşünerek alır. Tezgahtar kızın sözünü ettiği şikayetlerin, dileği gerçekleşmeyenlerden geldiğini düşünerek gülüp geçer. Aynı akşam, Nikki’ye hediye etmeyi unuttuğu “ışıklı söğüt dalını” paketinden çıkarıp kırarken “Nikki beni dünyadaki herkesten daha çok sevsin” der ve dileğinin kısa süre içinde gerçekleştiğini şaşkınlık içinde görür.

Adından da anlaşılacağı üzere saplantı üzerine bir film bekliyor bizi. Peki, nasıl bir saplantı? Öncelikle, rahatsız edici ve değişim öyle hızlı ki, Bear ilk anlarda Nikki’ye “İyi misin?” diye soruyor. Kısa sürede, madde bağımlılığı gibi bir şey olduğunu fark ediyoruz. Yalanlarla başlayan kişilik değişimi ve dengesizlik hemen dikkat çekiyor. Nikki aynı zamanda bir büyünün etkisi altına girmiş gibi davranıyor.

“Saplantı”nın kadın erkek ilişkileri veya marazi aşk üzerine bir film olduğunu pek düşünmüyorum. Daha çok bağımlılık, hatta doğaüstünün tekinsizliği üzerine… Ertesi sabah romantizmi tümüyle terk edip tekinsiz bir gerilim filminin sularına giriyoruz zaten. Nikki giderek daha anormal, ürpertici, uyumsuz, sosyopat ve korkutucu oluyor. Özellikle, sosyal hayatta Bear’in kendisinden utandığını gördükçe, akıl hastalığı noktasına kadar geliyor. Sonuçta, sofistike bir saplantı filmi yok karşımızda. Finalde olacaklara kilitlenmiş düz bir korku filmi seyrediyoruz.

Büyünün etkisine girmeden önce Nikki ile sohbet ederken Bear, “Aşk öyküsü ile romans aynı şey değil mi?” diye soruyor. Aşkın tek yönlü bir duygu olabileceğini, romansın ise öncelikle karşılıklı sevgiye........

© Habertürk