We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hayata edebiyatla uyanmak

3 0 0
30.04.2019


Seksen iki yaşında ölüm döşeğinde yatarken “Hocam ölüyorsunuz” dediklerinde psikolojinin kurucu babalarından Carl Gustave Jung şu cevabı verir: “Tüh, bendeki talihe bak, aşağılık kompleksimi yeni keşfetmiştim halbuki…”
“İşte psikoloji bu kadar sonsuz ve dipsiz” diyor Mine Özgüzel. Kendisi de 30 yıldır bu işi yapıyor. İstanbul Üniversitesi’nden mezun olur olmaz mesleğe Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde başlamış, çalışmalarını Şişli Etfal’de nöropsikiyatri kliniğinde sürdürmüş. Özellikle üzerinde durduğu ise Varoluşçu Terapi.
Buraya kadar normal bir hayattan, normal bir meslekten ve meslek insanından söz ediyor gibi görünebiliriz ama Mine Hanım’ın deneme mahiyetindeki bu ilk kitabını elinize alıp okuduğunuzda, çok daha fazla sözü ve epey bir miktar övgüyü hak ettiğini siz de takdir edeceksiniz. En azından edebiyatsever biri iseniz…

YALOM VE SACKS’TAN FARKI

Mine Hanım, bu “sonsuz ve dipsiz” dünyadan kendini ayrıştırmak; ya da belki daha anlamlı bir çıkış yolu bulmak için kendi disiplinine felsefeyi, ama özellikle de edebiyatı yoğun olarak katmış. Bizzat kendi hayatına yön veren yazarların hem hayat hikâyelerinden hem de eserlerinden yola çıkarak mesleğini ve kendine başvuranları başka bir gözle değerlendirmeyi seçmiş. Ve işte sonunda, bence Türk yayıncılığında örneği olmayan ya da en azından bunu benim bilmediğim gerçekten özgün bir kitaba imza atmış.
Bir dönem Irvin D. Yalom meşhurdu. Psikoloji/psikiyatriye/kendine meraklı olanlar veya böyle bir iç arayıştakiler onun kitaplarını elinden düşürmezdi. Benim favorim ise çok daha esprili ve zeki bulduğum Oliver Sacks’dı. İkisi de çoğunlukla danışanlarının anlattıklarını harmanlayıp okura sunuyor, bir anlamda bununla ün kazanıyorlardı. Ama ikisi de kendi hayatlarının sırlarını açık etmez, bizim onların neyi neden söylediklerini anlamamıza izin vermezlerdi.
Mine Hanım ise kendi zaafları, kırılganlıkları, iç çatışmalarıyla çırılçıplak karşımızda. Altı çizilecek cümleler söylerken bunların hem kendi hayatındaki izdüşümlerini, hem de kitapta ele aldığı yazarların hangi taraflarına denk düştüğünü gayet anlaşılır bir şekilde aktarıyor. Hangi yazarla hayatının hangi döneminde karşılaştığını, onları her okuyuşta kendinde ve danışanlarında neler keşfettiğini, kendi içini ararken bu ustalardan nasıl faydalandığını bir güzel özetliyor. Bu bir deneme kitabı ve her yazara ayrı bir bölüm ayrılmış ama her birini ayrı bir biyografi, her birini ayrı bir roman olarak okumak da mümkün. Kitabın bütünü içinse ben “psikobiyografi” sıfatını uygun görürüm açıkçası.
Şimdi........

© Habertürk