We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Çok şey söyleyen, evimizdeki sessiz canlılar

6 6 0
08.04.2019


İki hafta önce, sabaha karşı yine kitaplarla oynuyordum. Freud’a bakılırsa bir ruh temizliği bu. Öyle ya, aklı başında biri geceyi kütüphanesini düzenlemeye, toz almaya, bir zamandır dokunmadığı kitapları karıştırıp yeniden tasnif etmeye ayırmaz. Hele bu birinin evinin neredeyse tüm duvarlarını kitaplar işgal etmişse…
O gece kütüphanemin bir kısmı üstüme devrilmeye yeltenmese işgal kelimesinin yerini daha sevecen bir başkası alacaktı elbette. Şöyle oldu:
Bir süre önce Hüseyin Usta’ya yaptırdığım kütüphanenin taksitleri daha yeni bitmiş, gözümü Ankara’dan beri yaklaşık 15 yıldır bana eşlik eden demir kenarlı, ahşap raflı portatif kitaplığıma dikmiştim. Acısını anlıyordum; o kadar kitabı bana yükleseler isyan edecek gücü bile bulamazdım kendimde. Tam buna bir çözüm bulmak gerek diye düşünür ve onun yükünü birkaç kitap eksiltmeye yeltenirken hamle sırası ona geçti. Elime aldığım kitabı yeni yerine koymaya fırsat bulamadan demir ayak gözlerimin önünde matrix oldu. Demir, maddenin katı halinden sıvı haline evrilirken 160 X 200 santimlik bir gövde de üstündeki kitaplarla birlikte bana koştu. O sırada pencereden beni görenler, muhtemelen bir adamın kütüphaneyle dans edişine ilk kez tanık oluyorlardı. Kitaplar, ben ağırlık merkezini ayarlamaya çalışırken bir bir üstüme düşüyor, çaresiz ben, ilk defa ölümle bu kadar ciddi karşılaşarak ecel terleri döküyordum.
Sonraki dört saati anlatmam zor. Bir mikado oyunundaki gibi diğerlerinin dengesini bozmayacak kitapları bir bir alıp sağlam bir yere fırlatıyor, boşalan rafları da tek tek yerlerinden sökmeye çalışıyordum. Üç demir parçası, 16 rafla yaptığım dansın sonunda galip gelmiştim belki ama yeni bir dansı yüreğimin kaldırmayacağını da anlamıştım. Daha mesai başlamadan Hüseyin Usta’yı aradım ve yeni taksitlere açık olduğumu bildirdim.
2006 yılında Akşam’ın kitap ekini hazırlarken bunları yazmışım editör köşesine.
Boşuna alıntılamadım bu uzun parçayı buraya. O kâbus geceyi dün gibi hatırlıyorum; kitaplar beni öldürmek istemişti. O günden beri de kitapların yaşayan varlıklar olduğuna inanıyorum. Kitaplıklar veya kütüphaneler ise onların evleri oluyor. İkisinden de vazgeçemiyorum.

Lydia Pyne


“RUHSUZ BİR BEDEN GİBİ…”

Tarihçi Lydia Pyne, bu ikisinden vazgeçemeyenler için yazmış “Kitaplık”ı. Kütüphanelerin ve kitaplıkların tarihsel ve biçimsel gelişimini, farklı kültürlerde insanların hangi saiklerle kitaplarını istiflediklerini, özetle kitaplıkların yaşamını ve geleceğini anlatıyor kitabında.
“Kitapsız bir oda, ruhsuz bir bedene benzer” diyor Romalı şair Cicero. Zaten her şey kitaplarla hayatımıza ruh katma arzumuzla başlıyor. Kendisi, M.Ö. 1. yüzyılda yaşayan bir kitap koleksiyoncusu; kapsamlı bir........

© Habertürk