Şehit Mehmet Günenç ve NATO
Kore Savaşı'nın en kanlı günleriydi. Kuzey Koreliler yenilmiş ama bir anda Çin ordusu milyonlarca askeriyle ortaya çıkmıştı. Dengeler değişmiş, Amerikalılar ve diğer müttefikler gafil avlanmıştı.
1951 senesinin 22 Nisan'ı 23 Nisan'a bağlayan gecesinde ise Türk Tugayı'nın 9. Piyade Bölüğü'nün savunduğu tepe, binlerce düşman askeri tarafından kuşatılmıştı. Dalga dalga gelen düşman karşısında bölük çok ağır zayiat vermiş, Mehmetçiğin büyük kısmı şehit düşmüştü.
Üsteğmen Mehmet Günenç de bu bölükteydi ve yaralanmıştı.
Mehmet Günenç, Kore Savaşı patlak verdiğinde Türk Tugayı'na gönüllü olarak katılmıştı. 1. Türk Tugayı Topçu Taburu bünyesinde İleri Gözetleme Subayı olarak cephede en ön saftaydı. Görevi, düşman hatlarına en yakın noktalardan düşman hareketliliğini izlemek, koordinatları tespit etmek ve arkadaki topçu bataryalarına bildirerek atışları yönlendirmekti.
İşte o uğursuz gecede Mehmet Günenç, telsizden topçu taburuna net koordinatlar vererek tüm bataryaların acilen ateş açmasını istedi. Ancak karargahtaki irtibat subayı koordinatları haritada kontrol ettiğinde dehşete düştü.
Konuşma kayıtlara şu şekilde geçti…
Karargah: “Verdiğin koordinatlar senin bulunduğun yerdir!”
Üsteğmen Mehmet Günenç: “Evet, öyle... Biz düşmana esir olmak istemiyoruz! Bizi onlara teslim etmeyin. Vasiyetimiz şu: Bizleri kendi ateşlerimizle şehit ediniz! Tekrar koordinatları veriyorum... Bütün bataryalar buraya ateş etsin!”
Karargahtakiler büyük bir çaresizlik ve şaşkınlık içinde kalmışlardı. Kendi subayının ve birliğinin üzerine ateş açma emri vermek, askeri tarihte görülmüş bir durum değildi. Ancak Mehmet Üsteğmen telsizde adeta yalvarıyor, “Zararı yok, biz yok olalım, Tugay kurtulsun. Allahaısmarladık. Vatan sağolsun” diyerek son sözlerini söyledi.
Sonuçta binlerce düşman askerin de içinde olduğu o tepe bombalanmış, düşman askerleri püskürtülmüş ve aralarında Günenç’in de olduğu askerlerimiz de orada şehit düşmüştü.
Bu tarihten yaklaşık 10 ay önce, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı “Kore’ye askeri yardım yapılmalı” kararının bir sonucuydu bu savaş. BMGK, kararı üye ülkelere resmi bir telgrafla iletmişti. Bu üye ülkelerden biri de Türkiye’ydi.
İktidarda Demokrat Parti vardı. İktidara geleli henüz 2 ay olmuştu.
Tarih 18 Temmuz 1950 iken Yalova’da Adnan Menderes’in yazlık evinde gizli bir toplantı yapıldı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı’ndan oluşan dar bir kadroydu. Toplantı 4 saat sürdü. Toplantı sonrası kamuoyuna şu notla bir açıklama yapıldı. “Orduda kuvvetlerimizin takviyesi, geliştirilmesi ve tensiki (düzenlenmesi) için alınması gerekli tedbirlerin müzakere edilmesi”
Ertesi gün manşetler bu toplantıyı büyük puntolarla haber yapmışlardı. Ancak hiçbiri toplantının esas amacını bilmiyordu.
Toplantıdan birkaç gün sonra, Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'ne Türkiye'nin Kore'ye asker göndereceği gayri resmi olarak bildirildi.
25 Temmuz’da ise hükümet Kore’ye, Bakanlar Kurulu kararıyla 4.500 kişilik bir tugay göndereceğini resmen ilan etti. Bu sayı daha sonra zaman içinde 6 binin üzerine çıkacaktı.
Kore cephesine gönderilen Türk Tugayı, Kunuri ve benzeri muharebelerde müttefik kuvvetlerin imha edilmesini önleyerek büyük bir askeri rüşt ispat ettiler. Bölgedeki Amerikan kuvvetleri komutanları TIME gibi dergilerde verdiği röportajlarda Türk askerini “kahramanların kahramanı” olarak niteliyordu.
Bir NATO yazısına Kore Savaşı ile başlamamın nedeni belli. Ne zaman Türkiye’nin NATO ilişkileri konuşulsa, Kore savaşına asker gönderilmesi şartıyla Türkiye’nin üyeliği kabul edildi bilgisiyle karşılaşırız. Ancak işin aslı pek öyle değil. Kore’ye asker göndermek dönemin iktidarı tarafından Batı ile........
