menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın konuşulduğu her masada varız

12 0
21.10.2025

Durand Hattı haritada düz bir çizgidir; ama dağlarda, vadilerde, köylerin kalbinde zikzak çizer. Bazen bir pazar yerini ikiye böler, bazen bir mezarın ortasından geçer. Savaşın başladığı her sabah, bu hattın iki tarafındaki insanlar aynı dili konuşur, aynı duayı eder, ama birbirlerine ‘öteki ülke’ derler.

1893 yılında, İngiliz sömürge yönetiminin dışişleri sekreteri Sir Mortimer Durand, Afgan Emiri Abdurrahman Han ile Kabil’de masaya oturur.

İngilizler Pakistan sınırını belirlemek ve Afganistan’ı tampon bölge yapmak ister. Abdurrahman Han ise imparatorluğun baskısı altındadır.

İki haftalık görüşmeler sonunda Durand, Afgan toprağını kalemle ikiye böler.

Kalem darbesi, Peştun halkını ortadan ikiye ayırır; kardeş kardeşe yabancı olur. Köyler ikiye bölünür, aileler parçalanır.

Günümüzde, jeopolitik ve jeostratejik analistler, bu hattı dünyanın en tehlikeli sıcak noktalarından biri olarak nitelendiriyorlar.

1979’da Sovyet işgali, ardından 1989’da çekiliş, 1990’larda Taliban’ın yükselişi ve 2001 sonrası ABD müdahalesi. Sonra tekrar Taliban dönemi.

Her dönemde bu sınır, uluslararası çıkarların, vekâlet savaşlarının ve terör örgütlerinin geçiş noktası hâline gelmiş.

Bugün Afganistan ile Pakistan arasında süren gerilim, aslında bu tarihsel fay hattının yeniden kırılmasından kaynaklı. Pakistan, Afganistan’daki yönetimi kontrolsüz “terörist” gruplara göz yummakla suçluyor; Afganistan da Pakistan ordusunu kendi topraklarını bombalamakla.

Kısaca, özetle bu hatta yaşanan çatışmaların nedeni bu. Son zamanlarda her iki taraftan da asker ve sivil kayıplar söz konusu. Dünyanın bizden çok uzak, bir ucu İran’a bir ucu Çin’e yaslanan iki ülke arasındaki çatışmalar sonucunda sınır boyundaki köyler hep boşaldı, binlerce sivil yer değiştirdi, ticaret yolları kapandı. Kısacası bölge yeniden kontrolsüz bir savaş alanına dönüştü.

Tam bu noktada Türkiye ile Katar........

© Habertürk