Trump Antroposen Çağı'nın kapısını açtı

Dünyanın yaşadığı yeni normallere, Davos’ta daha net görüldüğü üzere, bir de Trump aksiyonları eklendi. İklim krizi, yok olan canlı türleri, giderek azalan bitki örtüsü, değişen insan yaşamı, çevre felaketleri ve artık öngörülemez şekilde karşımıza çıkacak salgın hastalıklar yeni normallerimiz oldu. Bunlar yetmezmiş gibi ABD Devlet Başkanı Donald Trump da attığı adımlarla, devletlere karşı yürüttüğü yeni iş birliği modeliyle dünyayı öngörülemeyen bir zaman dilimine, Antroposen Çağı’na sokmuş durumda.

Dijital çağın temel kaynağı olan nadir metal elementlerin teminindeki güç mücadelesi ve küresel sermayenin tüketim yarışı da Antroposen Çağı’nı ateşlemiş durumda. “Antroposen Çağı / İnsan Çağı” adından da anlaşılacağı üzere, insanın dünya üzerinde bıraktığı iz insan tahribatı olarak yorumlanıyor. Artık insanın jeolojik bir güç haline geldiği ve doğanın insanı değil, insanın doğayı şekillendirdiği yeni bir döneme girdiğimizi ifade ediyor.

Christophe Bonneuil ve Jean-Baptiste Fressoz; iki Fransız yazar, “Antroposen”i içinde yaşadığımız yeni hayat düzeni olarak tanımlıyor. (İş Bankası yayınları arasında çıkan Antroposen Olayı – Yerküre, Tarih ve Biz)

İnsan Çağı olarak anılan Antroposen için başka tanımlamalar da yapılıyor: Sermaye Çağı, Ölüm Çağı, Tüketim Çağı ve Cehalet Çağı… Ancak tüm bu tanımlamalar, insanın tabiatı ve ekolojik düzeni nasıl bozduğuna, evrene verdiği zarara dikkat çekerken, ardındaki iktisadi ve ideolojik güç yapılarına da vurgu yapıyor.

Antroposen’i sadece “insanın gezegeni etkilemesi” gibi nötr bir jeolojik çağ olarak değil, belirli iktisadi, siyasi ve ideolojik tercihlerle kurulmuş bir düzen olarak okuyorlar. Bu bakış, ekonomiden dünya düzenine kadar pek çok şeyi sarsıyor.

Antroposen’i fosil yakıta dayalı kapitalizmin bilinçli bir sonucu olarak görenler olduğu gibi, sonsuz büyüme fikrinin çöküşü olarak değerlendirenler de var. Kirlenen ve iklim değişikliği sebebiyle öngörülemez hale gelen dünyanın bu sorununa çözüm olarak önerilen ya da dayatılan karbon piyasaları ve offset mekanizmalarının da sadece problemleri ertelemeye yarayacağına inananın ise neredeyse yok gibi olduğu görülüyor.

ABD ve Çin’in büyüme ve küresel ölçekte daha etkin olma yarışı dünyayı daha öngörülemez hale getirirken, ortaya çıkan sorunlardan sanki tüm insanlık eşit derecede sorumluymuş gibi bir algı oluşturularak tarihsel adaletsizliklere de imza atılıyor. Türkiye de bu adaletsizliklerden nasibini alan ülkelerden biri. Sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeler çok daha fazla karbon salımı yaparken hem bedelini başka ülkeler ödüyor hem de çözüm adı altında diğer........

© Habertürk