Sıfır Atık mı, Atık Gerçeği mi?
Türkiye uzun süredir “Sıfır Atık” vizyonunu bir politika başlığının ötesine taşıyıp küresel bir marka haline getirmeye çalışıyor. Bu vizyonun en önemli çıkış noktalarından biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülük ettiği Sıfır Atık girişimi. Bu girişim yalnızca Türkiye’de değil, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası platformlarda da güçlü bir karşılık buldu ve küresel ölçekte farkındalık oluşturdu.
İstanbul’da düzenlenen uluslararası forumlar, milyonlara ulaşan kampanyalar, diplomatik söylemler… Hepsi doğru. Ancak sahada da yapılması gereken çok şey var.
Bu çelişkiyi yıllardır yazıyorum. Çünkü mesele artık sadece “çöp toplamak” değil. Mesele, tüketim alışkanlığından belediye altyapısına, ithal edilen plastikten doğaya bırakılan içecek şişelerine kadar geniş bir sistem meselesi.
Doğada kaybolmayan bir kriz
Bugün doğaya bırakılan plastikler “yok olmuyor”, sadece parçalanıyor. Yani bir pet şişe ortadan kaybolmuyor; mikroplastik olarak suya, toprağa ve gıda zincirine karışıyor. Zaten her yıl 19-23 milyon ton plastik atığın su ekosistemlerine sızdığı biliniyor. Dünya genelinde plastik üretimi 450 milyon tonu aşmış durumda. Türkiye de bu tablonun dışında değil.
Yıllık yaklaşık 4 milyon ton plastik atık üretiyoruz. Ancak bunun önemli bir kısmı ya düzenli toplanamıyor ya da geri dönüştürülemiyor. Daha çarpıcı olan ise Türkiye’nin sadece kendi ürettiği plastikle uğraşmıyor olması…
Avrupa’nın plastiğini de alıyoruz
2025 verilerine göre Türkiye’ye Avrupa Birliği ülkelerinden gelen plastik atık miktarı 503 bin tonu aşarak rekor kırdı. Bu ne demek? Türkiye, Avrupa’nın en büyük plastik atık ithalatçısı haline geldi. 2004’e göre ithalat 435 kat artmış durumda. Plastik geri dönüşüm sektörü hammadde ihtiyacını karşılamak için yıllardır ithalata yöneliyor.
İthal edilen atığın tamamı geri dönüştürülmüyor. Bazı analizlere göre bu atıkların ancak yaklaşık üçte biri yeniden hammaddeye dönüşebiliyor, kalanı yakılıyor ya da gömülüyor.
Biz kendi çöpümüzü bile yönetemezken neden başkasının çöpünü alıyoruz?
Sorun yalnızca çöp yönetimi değil, plastik tüketim modelinin kendisi.
Plastik üretiminde de büyük oyuncuyuz
Türkiye, Avrupa’nın en büyük ikinci plastik üreticilerinden biri. Yıllık üretim 10 milyon ton seviyesine yaklaşmış durumda. Bu tablo üç kritik soruyu gündeme getiriyor: Ne kadar plastik üretiyoruz? Ne kadarını topluyoruz? Ne kadarını gerçekten geri dönüştürüyoruz? Resmi hedefler yüksek olsa da sahada tablo farklı. Veriler, plastik geri dönüşüm oranının oldukça sınırlı kaldığını, önemli bir kısmın depolandığını veya sistem dışına çıktığını gösteriyor.
Piknik, sahil ve turizm bölgeleri
Sıfır atık denince hep şehir merkezleri konuşuluyor. Oysa asıl sorun doğada. Bugün piknik alanlarında, deniz kenarında ve ormanlık alanlarda plastik tabaklar, poşetler, pet şişeler, cam şişeler, alüminyum içecek kutuları asıl sorun. Bir yandan bunların nasıl toplanacağını düşünmek, diğer taraftan yenilerinin atılmaması için çözüm üretmek gerekiyor.
Kış turizmi bölgelerinde kar eridiğinde ortaya çıkan çöpler…
Uludağ, Erciyes, Kartalkaya, Palandöken ve Sarıkamış’ta kar çekildiğinde ne görüyorsunuz? Biriken çöp katmanını. Bu yalnızca estetik bir sorun değil. Cam şişeler yangın riski yaratıyor. Alüminyum ve plastikler doğada onlarca yıl kalıyor ve yaban hayatına zarar........
