menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

POS'taki kavganın perde arkası

19 0
thursday

Türkiye'de son dönemde kasadaki en büyük tartışma ürünün fiyatı değil, ödeme şekli. Birçok işletmede “Kartla mı, nakit mi?” sorusu artık müşteri tercihini değil, maliyet hesabını ifade ediyor. Kasada kart uzatıldığı anda başlayan komisyon tartışması ise POS ücretlerinden çok daha büyük bir dönüşümün habercisi. Çünkü mesele artık yalnızca komisyon oranı değil; Türkiye'nin gelecekte hangi ödeme sistemini kuracağıdır.

“Komisyon İsyanı!” başlıklı yazımdan sonra gelen yüzlerce mesaj gösterdi ki tartışma, yalnızca bankaların veya ödeme kuruluşlarının aldığı komisyon oranlarından ibaret değil. Asıl mesele; kayıt dışı ekonomi, vergi adaleti, faiz hassasiyeti, ödeme sistemleri ve dijital ekonominin geleceğine kadar uzanan çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

Bugün kartlı ödeme sistemi, Türkiye ekonomisinin omurgalarından biri haline geldi. BKM verilerine göre kartlarla yapılan ödemelerin hacmi her yıl rekor kırıyor ve alışverişlerin giderek daha büyük bölümü elektronik ortamda gerçekleşiyor.

Bu dönüşümün en dikkat çekici aktörlerinden biri de milli ödeme sistemi TROY oldu. BKM verilerine göre 2025 sonunda kart sayısını 90 milyona, işlem hacmini 4,8 trilyon TL’ye çıkaran TROY, işlem tutarında yüzde 25’in üzerinde paya ulaşarak alternatif bir sistem olmaktan çıktı; Türkiye'nin ödeme altyapısının temel bileşenlerinden biri haline geldi. Pandemi döneminde hız kazanan bu süreç, nakdin ekonomideki ağırlığını da önemli ölçüde azalttı.

Hizmet sektöründe çalışan bir okurumun verdiği örnek bu değişimi çarpıcı biçimde özetliyor. Salgın öncesinde işletmesindeki tahsilatların yaklaşık yüzde 40-45’i kredi kartıyla yapılırken bugün bu oran yüzde 95’in üzerine çıkmış durumda. Bu tablo, Türkiye’deki tüketim ve ödeme alışkanlıklarının ne kadar hızlı değiştiğini gösteriyor.

Kartlı ödeme vergi gelirini de artırdı

Kartlı ödeme sistemlerinin en önemli etkilerinden biri, kayıt dışı ekonomiyi daraltması oldu. Çünkü kredi veya banka kartıyla yapılan her işlem elektronik iz bırakıyor. Bu durum yalnızca vergi tahsilatını artırmıyor; hasılatın gizlenmesini, sahte belge düzenlenmesini ve kayıt dışı ticareti de önemli ölçüde zorlaştırıyor.

Bu nedenle birçok vatandaş, yaptığı alışverişte fiş kesilmesini yalnızca bir tüketici hakkı olarak değil, ödediği KDV’nin gerçekten devlete ulaşıp ulaşmadığının göstergesi olarak da görüyor. Vergi kaybı yalnızca devletin bütçesini değil, vergisini eksiksiz ödeyen dürüst esnafın rekabet gücünü de olumsuz etkiliyor.

Ancak toplumda fiş isteme alışkanlığı hâlâ yeterince yerleşmiş değil. Pek çok kişi, yakından tanıdığı esnaftan bile fiş talep etmekten çekiniyor. Dolayısıyla kartlı ödeme sistemleri, vergi denetimi açısından vatandaşın fiş istemesinden çok daha güçlü ve sürekli bir mekanizma oluşturuyor.

Buna karşılık farklı bir hassasiyet de bulunuyor. Özellikle faiz konusunda duyarlı vatandaşlar, kredi kartını yalnızca bir ödeme aracı olarak görmüyor. Onlara göre kredi kartı sistemi, doğası gereği kredi ve faiz mekanizmasının bir parçası. Bu nedenle mesele komisyon oranının yüksek veya düşük olması değil, sistemin işleyiş biçimi.

Bu........

© Habertürk