Körfez'in vitrininde derin çatlak! |
Basra Körfezi, yıllardır dünya enerji akışının kalbi olarak anıldı. Ancak bugün Hürmüz Boğazı’nın tıkanması, sadece petrol fiyatlarını değil, Körfez’in üzerine kurduğu tüm ekonomik mimariyi ve bölgenin yaşam kalitesini de tehdit ediyor. Dünya petrol ticaretinin %20–25’i ve günlük yaklaşık 20 milyon varillik enerji trafiği bu dar geçitten geçiyordu, artık geçemiyor.
Körfez ülkelerinin yiyecek-içecek başta olmak üzere her türlü ihtiyacı, bu bölgede üretilen petrokimya ürünleri ve alüminyum gibi küresel ölçekte sanayi kurumlarının ana hammaddeleri de pazara çıkamıyor.
Sadece petrol gemileri değil herhangi bir gemi Hürmüz’den geçemiyor. Bu durum da Körfez ülkelerini her açıdan etkiliyor. Denizyolundan lojistik zincirinin kırılması bir süre sonra hayatın tüm noktalarına sirayet edecek, endüstri de ciddi zarar görecektir. Körfez ülkelerinin havayolu ulaşımı da yüzde 80 oranında kesintiye uğradığından bölgede krizin etkisi katlanarak artıyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapanması sebebiyle burada yaşanan her tür aksama, küresel ekonomiye sirayet eden zincirleme bir şok dalgasına sebep oluyor, ama bölge ülkeleri çok daha fazla etkileniyor. Çünkü tüm ihtişamına rağmen Körfez ülkeleri, ithalata bağımlı ada ekonomileri durumunda. Gıda dahil olmak üzere tüketim mallarında %80–90 oranında dışa bağımlılar. Bu ülkelerin süpermarket raflarından lüks mağazalarına kadar uzanan ticari akışın çok büyük bölümü deniz yoluyla geliyor.
Kırılan lojistik zincirine alternatif rotalar ise transit süresini günler, hatta haftalar uzatıyor. Dubai, Doha ve Abu Dabi gibi tüketim merkezlerinde ithalat enflasyonunu kaçınılmaz kılıyor. Enerji zengini bu ülkeler, ironik şekilde enerji dışı ürünlerde en hassas ekonomilere dönüşüyor.
Basra Körfezi’ne giriş-çıkışlarda yaşanan sıkışma, sadece tankerleri değil, konteyner gemilerini de etkiliyor. Savaş riski sigortaları nedeniyle birçok deniz taşıma şirketi bu hattı kullanmıyor. Böylece Körfez limanlarında yük birikmesi, konteyner kıtlığı, küresel çapta navlun fiyatlarının yukarı çıkması gibi gelişmeler yaşanıyor. Kısacası Körfez’in lojistik arterleri tek bir noktada düğümleniyor: Hürmüz. Ve bu düğüm, küresel tedarik zincirinde yeni bir kırılma riskine işaret ediyor.
Körfez ülkelerinin son 10 yılda petrol gelirlerine alternatif oluşturmak için geliştirdiği en güçlü alanlar arasında turizm ve havacılık önde geliyordu. Dubai, Doha ve Abu Dhabi, küresel transit uçuşlarının adeta bel kemiğine dönüştü. Ancak savaşın gölgesi bu modeli de sarsmaya başladı. Güvenlik algısı sarsıldıkça turizm talebi daralıyor. Hava sahası riskleri arttıkça uçuş rotaları da uzuyor, maliyetler katlanıyor. Transit yolcu trafiği kesintiye uğradıkça Körfez’in uçuş merkezlerinde (hub) gelirler ciddi kayıplar veriyor.
Körfez ekonomisi/endüstrisi tehlikede
Hürmüz’deki güvenlik riskleri petrol fiyatlarını yukarı çekiyor. Normalde Körfez ülkeleri için bu olumlu bir tablo olması gerekirken petrolünü ihraç edemediği için böyle bir tablonun ortaya çıkması trajikomik bir durum. Çünkü yükselen petrol fiyatlarından zarar gören taraftalar. Depolama kapasitesi dolu, tankerler çıkış yapamıyor. Fiyatlar artıyor, ama satış olmuyor, nakit akışı durma noktasına geliyor. Körfez ekonomisi için en tehlikeli olan da bu…
Emirates, Qatar Airways ve Etihad gibi devler için rota uzaması, yakıt tüketiminde artış, hava taşımacılığı sigortalarının yükselmesi kaçınılmaz bir maliyete dönüşüyor. Bu da Körfez’in turizm ve havacılıkla çeşitlendirme çabası için soru işaretleri oluşturuyor. Ancak şu da biliniyor ki, bölge daha önceki krizleri süratle atlattı. Fakat bu defa bölgedeki meseleler farklı boyut kazanmış durumda. İran ile tam bir barış olmaz ise Körfez ülkeleri diken üzerinde oturmaya devam eder. Kısacası bu kriz öncekilerine benzemiyor.
Türkiye için risk mi imkân mı?
Ülkemizin enerji ithalatına bağımlılığı Körfez’deki gelişmelerden etkileniyor ve iç enflasyonun yeniden hızlanmasına davetiye çıkarıyor. Akaryakıt, lojistik, havacılık yakıtı derken fiyat dalgası küresel ekonomiye yayılacak. Ancak diğer yandan Türkiye için önemli jeostratejik fırsatlar da söz konusu olabilir. İstanbul Havalimanı, Körfez’in zayıflayan merkez (hub) rolünü devralmaya oldukça uygun. Türk Hava Yolları (THY), Batı ile Doğu arasında güvenli ve kararlı bir transit köprü olarak yeni konum kazanabilir. Krizin etkisini de böylece milli havayolumuz daha az hissederek atlatabilir.
Ayrıca Körfez’de boğulan tedarik zincirleri için Türkiye bir alternatif lojistik kapısı hâline gelebilir. Orta Doğu’daki güvenlik algısının bozulması, Körfez turizminden Türkiye’ye doğru bir kayma da oluşturabilir. Fakat her hâlükârda Türkiye için tablo, maliyet şoku ile jeopolitik fırsat arasında şekilleniyor.
Dubai ve Doha’dan tahliye uçuşları
İstanbul Havalimanı – Dubai arasında Emirates günde 2 sefer yapıyor. Dubai çıkışlı tahliye diyebileceğimiz uçuşlar tam dolu oluyor. Hatta medyaya yansıdığı üzere Dubai Havalimanı’ndaki bazı anlarda yoğunluk yaşanıyor. Çünkü uçuşlar izinlerle ve kontrollü yapılıyor. Fakat Dubai’ye dönüş uçuşlarının da yarıya yakın dolu halde uçtuğu bilgisini de paylaşayım. “Kim bu yolcular?” diye merak edilebilir. Bu yolcular her şeye rağmen Dubai üzerinden transit uçanlar.
Qatar Airways da dünyanın çeşitli havalimanlarına ihtiyaçlar doğrultusunda Doha’dan tahliye uçuşları yapıyor. İstanbul’a yönelik uçuşlar ise duruma göre değişiyor. Bazen günlük olabiliyor, bazı durumlarda ise iki günde bir İstanbul’a Qatar uçağı yolcu getiriyor. Anlaşılacağı üzere pandemi dönemi gibi bir süreci Körfez ülkeleri yaşıyor. Körfez ülkelerine ait tüm havayolları; Etihad, Air Arabia, Fly Dubai de çeşitli merkezlere tahliye uçuşlarına hızla devam ediyor. Mesela Air Arabia İstanbul’a günde 4 sefer tahliye uçuşu yapıyor. İstanbul’un iki havalimanı da bir yönüyle tahliye uçuşlarının merkezi durumunda.
İran petrol ve gazı Çin’e veda edebilir mi?
Günün sonunda konu gelip İran’ın enerji kaynaklarının nasıl kullanılacağı hususuna, Çin’in bu kaynaklardan uzaklaştırılması mevzusuna dayanıyor. Eğer bu kaynaklardan Çin uzak tutulur, İran’ın petrolü ve gazı güvenli ve kontrollü bir şekilde Batı’ya akacak bir imkâna kavuşursa savaş biter. Bu gelişmeler karşısında İran’daki molla rejimi de ABD’nin umurunda bile olmaz. Tıpkı Körfez’deki diğer ülkelerin rejimleriyle ilgilenmediği gibi…
Bu gelişmeler karşısında ABD, İsrail’i de hizaya sokabilir. Eğer İran-ABD arasında böyle bir anlaşma yapılırsa tartışmalı nükleer meselesi de çözülür. Her iki taraf da kamuoylarına, halklarına kendilerine göre zafer hikâyeleri anlatabilirler…