5G'ye hazır mıyız? |
Yarın, 1 Nisan 2026 itibarıyla 5G Türkiye’de hizmete girecek. Sıradan vatandaş için başlangıçta büyük bir değişiklik görünmese de orta vadede iletişimde ciddi bir kalite artışı ve gecikme sürelerinin düşüşü yaşanacak. Ancak 5G’ye geçişin faturasının önemli kısmı yine altyapıya çıkacak. Zira 5G için iletişim faturasını hafifletecek, yatırımı teşvik edecek farklı bir frekans tahsis modeli uygulanmadı; öncekiler gibi ihaleye çıkıldı.
Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone, 5G lisans bedeli olarak toplamda KDV dahil 3 milyar 534 milyon dolar ödeyecek. Ayrıca bu üç şirket 5G altyapısı için geçmişte önemli yatırımlar yaptı ve yapmaya da devam edecek. Resmî olarak açıklanan net bir altyapı yatırım tutarı bulunmuyor. Bu nedenle “altyapıya ne kadar harcandığı bilinmiyor” ifadesi artık teknik olarak eksik kalıyor.
Ancak altyapının önemli bir kısmının ithal bileşenlere dayanması hâlâ büyük bir sorun. 5G’nin özellikle anten, radyo ekipmanı, çekirdek şebeke yazılımları ve güvenlik unsurlarında yüksek oranda dışa bağımlı olması hem maliyetleri yükseltiyor hem de jeopolitik riskleri artırıyor. Nitekim Avrupa’da birçok ülke de benzer şekilde ulusal güvenlik riskleri nedeniyle belirli tedarikçilere kısıtlama getirerek kendi 5G geçiş süreçlerinde gecikmeler yaşadı.
Maliye ve Hazine Bakanlığı bir yandan 5G’den gelecek lisans ücretini hesaplarken, diğer taraftan bu ücretin yurtdışına çıkacak ekipman maliyetleriyle dengeleneceğini de göz önünde bulundurmak zorunda. Piyasada 5G uyumlu cihazların yaygınlaşması için de zamana ihtiyaç var. ABD–Çin rekabeti nedeniyle birçok ülke 5G’yi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik unsuru olarak ele alıyor ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Öte yandan yerli/milli kriterler konusu, 4.5G döneminde olduğu gibi 5G’de de önemini koruyor. Türkiye’nin 5G’de yerli üretim oranını artırma hedefi, sadece ekonomik değil stratejik bir gereklilik. Avrupa Birliği ülkelerinde de benzer bir eğilim mevcut; birçok ülke 5G altyapısında yerli üretim veya güvenilir tedarikçi zorunluluğu getirerek millileştirme yönünde politikalar izliyor.
Türkiye’de ULAK baz istasyonu gibi yerli çözümler devreye alınsa da, burada teknolojinin olgunlaştırılması ve sektör yönetiminin güçlendirilmesi kritik önem taşıyor. Hindistan da benzer şekilde 5G altyapısında yerli üretim oranını artırmak için geniş kapsamlı teşvik programları uyguluyor ve millileştirme politikasını hızla güçlendiriyor.
Bu noktada yalnızca “yerli/milli ULAK var” demek yeterli değil; Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK) içinde yer alan şirketlerin de ürünlerinin hem teknik olgunluğunu artırmak hem de tedarik zincirinde sürdürülebilir bir yer edinmesini sağlamak lazım. Aksi hâlde millileştirme çabaları bir süre sonra etkisini kaybedebilir.
Öte yandan yerlilik ve millilik kriterlerinde 4,5G dikkate alınarak makul bir yol seçildi ve milli ile yerli ürün tanımı netleştirildi. Böylece denetim ve kontrol ile kriterleri karşılama oranları daha belirgin hâle gelecek. Umarım bu adım, 4,5G için milli baz istasyonu geliştirip kullanıma sokan ULAK’ın da önünü açar.
Yıllardır yerli/milli ULAK vurgusuyla uyarılar yazdım, projelerinin tanıtımı için çaba sarf ettim; ancak hem ULAK ortakları hem de devletin diğer kurumları maalesef bu milli teknoloji oluşumuna gereken özende zayıf kaldı.
2019’larda “Uçtan Uca Yerli/Milli 5G” testleri yapılmasına rağmen 2026’da 5G’ye geçişte milli ürün oranı yüzde 5’i bulmuyor. Sonraki yıllarda bu oranın yükselmesi bekleniyor. Yerli ürün tarafında ise oldukça karmaşık bir tablo var. Yabancı şirketler ürünlerinin bir kısmını Türkiye’de üretip son montaj hattından çıkararak yerlileştirmek için yatırımlar yaptı. Ancak mevcut yerlilik kriterleri ve denetim mekanizmalarının mutlaka gözden geçirilmesi gerekiyor. Çünkü ülkemiz menfaatleri açısından fayda–karşılık dengesi tartışmalıdır.
5G’nin verimli hâle gelebilmesi için bireysel kullanımdan ziyade endüstride yaygınlaşması gerekiyor. Aksi hâlde altyapı yatırımları ve frekans bedelleri üst üste eklendiğinde, vatandaşın alacağı iletişim/haberleşme hizmetinin bedeli hayli tuzlu olabilir. Böylece 5G’nin yüksek finansman maliyeti; devletin aldığı frekans ücreti ve altyapı yatırımlarının faturası doğrudan vatandaşa çıkacaktır.
Ülke olarak bu teknolojik gelişmeyi en iyi şekilde değerlendirmek için kapsamlı çalışmalar yapılması gerekiyor. Aksi hâlde yapay zekâ şirketleri ve ABD merkezli dijital devler bu gelişmeden en kârlı çıkanlar arasında yer alacaktır. Bu nedenle acilen yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Ülkemizde ana akım medyayı koruyacak, haklarını düzenleyecek ve yeni dijital döneme hazırlayıp dönüştürecek yasalar ve mevzuatlar çıkarılmalıdır. 5G, bunun için bir milat olmalıdır.
Daha fazla kapasite sunacak 5G ile aynı anda çok sayıda cihaz sorunsuz şekilde sisteme bağlanacak. Statlarda ve kalabalık mekânlarda bağlantı sorunu yaşanmayacak. Düşük gecikme süresiyle 4,5G’den yaklaşık 10 kat daha hızlı bir 5G hayatımıza girecek. Küresel üreticiler; Huawei, Ericsson, Nokia, Qualcomm ve ZTE, dünyada olduğu gibi ülkemizde de birbiriyle rekabet edecek. Ülke olarak bu rekabeti iyi yönetmemiz gerekiyor.
5G teknolojisinde spektrum (verilerin havada taşınmasını sağlayan görünmez radyo frekansları bütünü) çok daha önemli hâle geliyor. Kablosuz iletişimi bir otoyola benzetirsek; spektrum bu otoyolun kendisi, frekans bantları ise şeritleridir. 5G’yi önceki nesillerden (4G/LTE) ayıran en büyük özellik, çok daha geniş ve çeşitli bir spektrum yelpazesini kullanabilmesidir.
Bu çerçevede bakıldığında Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’u ciddi bir hizmet rekabetinin beklediğini söyleyebiliriz. Çünkü bir operatör ne kadar geniş bir spektruma sahipse, kullanıcılarına sunduğu internet hızı o kadar artar ve bağlantı kopmaları o kadar azalır. Bakalım 5G’de nasıl bir hizmet yarışıyla karşılaşacağız?
Sonuç olarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile BTK, 5G’ye geçiş sürecini koordine ederken yalnızca altyapı kurulumuna değil; uluslararası eğilimlerde olduğu gibi tedarik zinciri bağımsızlığı, yerli üretim ve güvenli ekipman kullanımına da odaklanmak zorunda.
Türkiye’nin 5G’ye geçişi, küresel rekabetin ve jeopolitik baskıların yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor. Hem ulusal güvenlik gerekleri hem de ekonomik sürdürülebilirlik açısından Türkiye’nin yerli üretimi artırması, stratejik ortaklıklarını çeşitlendirmesi ve 5G teknolojisini yalnızca tüketen değil, geliştiren taraf olması önümüzdeki dönemin belirleyici unsuru olacak.