We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sandığa gitmeyen böyle olsun mu!

775 2 0
23.06.2019

Sevgili okurlar,
Bugün İstanbul’u kimin yöneteceğine, bize kimin hizmet edeceğine karar vermek için niyeyse bir kez daha sandık başına gidiyoruz.
31 Mart’ta yaptığımızı bir kez daha yapacağız.
Yaz tatilimizi ertelemek zorunda kaldığımız için mağduruz ama oyumuzu vereceğiz.
Görüyorum ki, İstanbul dışındakilerin de önemli bir bölümü, vatanını ve çocuklarının geleceğini düşünenler döndüler geldiler ve oy verecekler.
Bugün lütfen sandığa gidin.
Ben gideceğim.
Eşim de gidecek.
Kızım da.
Kimse kusura bakmasın bu sefer sandık başkanından devlet memuru olduğunu da belgelemesini isteyeceğim.
Bir kez daha sudan nedenlerle geçerli oyumun geçersiz sayılmasını istemiyorum.
Açıkçası bir İstanbullu olarak da kendimi şanslı hissediyorum.
Siyasi fikirler bir yana, en azından bize hizmet etmeye en yakın iki aday da güler yüzlü, toplumu bölmekten yana tavır almayan isimler.
Bu bile bir şans.
İyi olan kazansın.
Haklı olan ve hakkı olan kazansın.


***

Vakit aynı zamanda nakittir

Yahu bugün seçim var, ne yazsak sıkıntı, ne yazsak problem olur diye düşünüp, hangi mevzuya girsek de, gazetemizin başını belaya sokmasak diye düşünürken, Sevgili Ertuğrul Özkök’ün verdiği pası alıp oradan topu sürmemek ayıp olurdu herhalde.
Özkök ne pas verdi diye soracak olursanız, efendim meslek büyüğümüz Sayın Özkök, Tudor saatlerinin davetlisi olarak Las Vegas’a gitmiş.
Orada birkaç gün geçirmiş.
Markanın yüzü Lady Gaga ile de bir röportaj yapmış.
Ve yazısında da demiş ki, “Vallahi ben saatten anlamam, saatten anlayan Fatih Altaylı’dır”. Yani demeye getirmiş ki, “Ben müzik bilirim, popüler kültürle ilgili yazarım, saati yazma işini de Fatih’e bırakırım”.
Geçmişte, bizim gazete de kağıda basılırken, ekonomi müdürümüz Saygıdeğer Yavuz Barlas Bey’in talimatları doğrultusunda, ekonomi sayfalarımıza “Lüküs hayat”la ilgili şeyler yazıyordum.
Şemsiyeden bardağa, erkek iç giyiminden çoraba, tabak çanağa kadar her şey.
Tabii arada saatleri de…
Sonrasında bu gibi yazıları niyeyse yazmaz oldum.
Belki de memleketin hali keyfimi kaçırdığı içindir, bilmiyorum.
Ama madem Ertuğrul Beyimiz “Fatih bilir” dedi.
İki satır yazalım bari.
Şunu peşin peşin söyleyeyim.
Bugün saat dediğin şey işlevi için alınmıyor işlevi için takılmıyor.(Boyu için de alınıp takılmıyor o ayrı.)
Çünkü eğer maksat zamanı öğrenmek ise herkesin elindeki telefon zamanı en iyi saatten daha hassas bir biçimde gösteriyor.
Telefonlarınızdaki kronometreler en iyi saatin kronometresini aratmayacak derecede hassas, hatta daha hassas.
Saat bugün artık bir aksesuar, bana göre bir sanat eseri, bir mühendislik harikası, bir bilimsel yapıt.
Ben kendi adıma saatleri bu yüzden seviyorum, bu yüzden takıyorum.
Gelelim saatlere.
Ahmet Hamdi Tanpınar değilim, saat üzerinden edebiyat yapacak halim yok.
Anlatacaklarım daha çok malumatfuruşluk kabilinden şeyler.
Mesela Ertuğrul Beyimizi buralardan alıp, 10 bin kilometre ötedeki Nevada’ya, Las Vegas’a götüren Tudor saatlerinden başlayalım isterseniz.
Tudor, 1900’lerin başında kurulmuş bir saat fabrikası. 1940’ların ortasından beri de Rolex’le beraber hareket ediyor, artık aynı grubun parçası halindeler.
Bana göre ucuz sınıfına giren saatlerin şahanelerinden biridir. Hatta benden duymuş olmayın ama Rolex kadar iyi bir saattir. Zaten bazı modellerini Rolex’ten ayırmak bile mümkün değildir. Takana Rolex gibi bir imaj katmaz ama iyi bir saat taktığınızdan emin olabilirsiniz.
Tudor’un abisi Rolex’e gelince.
Açık söyleyeyim bir Rolex fanı değilim.
Ancak dünyanın en iyi saati Patek Philippe’in patron, CEO’su Sevgili Thierry Stern’ün bana söylediği bir şeyi de sizlerden saklayacak halim yok.
Bir gün saatler üzerine sohbet ederken Thierry’ye ki soru sordum.
Birinci soruyu az sonra aktaracağım.
İkinci soru ise şuydu: “Patek’ten sonra en beğendiğin saat hangisi?”
Şöyle yanıtladı: “Rolex”
Şaşırdım. “Niye?” dedim.
“Çünkü yılda 700-800 bin saat........

© Habertürk