Savaşta ikinci perde: İkinci şok kapıda
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının üzerinden bir ay geçti. Savaşın ilk aşaması ağırlıklı olarak füze ve hava saldırılarıyla yürütüldü. Başlangıçta askeri üstünlük ABD ve İsrail tarafında görünse de zaman ilerledikçe tablo değişti. İran beklenenden daha dirençli çıktı, kritik hedeflere nokta atışı saldırılar gerçekleştirdi ve en önemlisi enerji yollarını stratejik bir baskı unsuru olarak kullanmaya başladı. Başlangıçta savaşın amacını, İran rejimini değiştirmek diye açıklayan ABD şimdi Hürmüz Boğazını gemi trafiğine açmaya çalışıyor.
Bu süreçte savaşın askeri cephesi kadar ekonomik cephesi de hızla genişledi. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol mücadelesi, savaşın kaderini belirleyen en önemli unsur haline geldi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar geçit, artık sadece bir coğrafi nokta değil, küresel enflasyonun ve büyümenin anahtarı konumunda.
Savaşın ilk ayında enerji piyasaları sert tepki verdi. Petrol fiyatları yaklaşık 40 dolar artarak 110 dolar seviyesine çıktı. Doğalgaz, petrokimya ve gübre fiyatlarında ise yüzde 50 ile 75 arasında artışlar görüldü. Bu gelişmeler küresel ekonomide uzun süredir devam eden enflasyon düşüş sürecini tersine çevirdi.
Enflasyon yükselince faizlerde düşüş beklentisi de ortadan kalktı. Küresel tahvil faizleri yükseldi, dolar güçlendi, gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybetti ve sermaye çıkışları hızlandı. Dünya borsaları değer kaybetti ve küresel piyasa değeri 12 trilyon dolar azaldı.
Savaşın ilk ayı finansal piyasalar açısından net bir mesaj verdi: Enerji fiyatı yükselirse faiz yükselir, faiz yükselirse büyüme düşer.
Enerji şokunun zincirleme etkisi
Bugün dünya ekonomisi klasik bir enerji şokunun etkisi altında. Petrol fiyatındaki her sıçrama zincirleme bir etki yaratıyor.
Petrol yükseliyor, bununla enflasyon artıyor.
Enflasyon artıyor, faizler yükseliyor.
Faiz yükseliyor ve........
