Savaş biter, coğrafya kazanır
Savaşın ilk haftalarında herkes aynı soruya odaklanır: Ne kadar sürecek?
Ama iş dünyası farklı bir soruyla ilgilenir: Bittiğinde ticaret nereden akacak?
Bugün Ortadoğu’da yaşanan çatışma sadece askeri dengeleri değil, ekonomik rotaları da değiştiriyor. Petrol fiyatları yükseliyor, rezervasyonlar iptal ediliyor, tüketici beklemeye geçiyor. Bunlar savaşın klasik etkileri.
Ancak perde arkasında daha önemli bir süreç işliyor. Tedarik zincirleri yeniden konumlanıyor.
Ve bu süreçte Türkiye’nin avantajı maliyet değil; mesafe, hız ve üretim kabiliyeti.
Tam da bu noktada, sahadan gelen mesaj dikkat çekici.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç savaşın ekonomik fotoğrafını çekerken aslında bir geçiş dönemini tarif ediyor:
“ABD’nin İran’a mal satması için 6 ay gerekir. Türkiye’ye ise 1 gün yeter.”
Bu bir slogan değil, coğrafyanın ekonomi üzerindeki gerçek etkisinin tanımı.
Asıl hikâye: Siparişlerin yönü değişiyor
Bugün küresel üretim sistemi tek bir merkezden yönetilmiyor. Çin hâlâ dev bir üretim gücü ama mesafe ve risk maliyetleri arttıkça alternatif ülkeler devreye giriyor.
Türkiye bu alternatiflerin başında geliyor.
Çünkü üretim altyapısı var, lojistik ağı hazır, Avrupa’ya yakın ve Orta Doğu’ya komşu.
Bu nedenle kriz dönemlerinde Türkiye’ye spot sipariş akışı artıyor.
Bu yeni bir trend değil, bir refleks. Pandemide oldu. Enerji krizinde oldu. Şimdi savaşta yine oluyor.
Avdagiç ile ufuk turu
Ticaret kesiminin temsilcisinin söyledikleri, ekonominin nerede zorlandığını ve nerede fırsat gördüğünü açık biçimde gösteriyor. Bu nedenle Avdagiç’in mesajlarını peş peşe okumak önemli.
“Genellikle bu tür gerginliklerde Türkiye’nin dezavantajları kadar yeni pozitif pozisyonlar öne çıkıyor.”
“Uzakdoğu’dan malların gelme süresi ve maliyeti arttı. Bu nedenle birçok firma tedarik için Türkiye’ye yöneliyor.”
“Rezervler bu tür süreçleri yönetmek için vardır.”
“Turizmde yaşanan sıkıntı şu anda dönemsel.”
Ama belki de en kritik uyarı şu: “İhracatın büyümeye katkısı 5 çeyrektir negatif.”
Bu cümle bir veri değil, bir alarmdır.
Sanayi olmadan dayanıklılık olmaz
Bugün hizmetler sektörü büyüyor ve istihdamı artırıyor, tüketim ekonomiyi ayakta tutuyor.
Ancak kriz dönemleri bize her seferinde aynı gerçeği hatırlatıyor: Ekonomik dayanıklılık üretimle başlar.
Bu nedenle imalat sanayinin milli gelir içindeki payının yeniden yükselmesi sadece bir büyüme hedefi değil, bir güvenlik hedefidir.
Yüzde 15 seviyesine gerileyen sanayi payının yeniden yüzde 20 ve üzerine çıkması, Türkiye ekonomisinin kırılganlığını azaltacak en önemli adımlardan biridir.
Çünkü bu tür kriz zamanlarında turizm yavaşlar, tüketim durur. Ama sanayi üretmeye devam ederse ekonomi ayakta kalır.
Yeni Başlık: Finansman mimarisinin yeniden kurulması
Bu noktada ticaretin temsilcisi olarak İTO Başkanı Şekip Avdagiç’ten dikkat çekici bir öneri geliyor.
Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) programı bugüne kadar asgari 1 milyar TL ile büyük ölçekli yatırımları hedefleyen bir araç olarak tasarlandı. Ancak Türkiye ekonomisinin omurgası büyük şirketlerden çok, orta ölçekli sanayi işletmeleridir.
İşte tam burada yeni bir politika ihtiyacı ortaya çıkıyor: YTAK kredilerinden yüzde 30 gibi bir payın KOBİ’lere ayrılması.
Bu öneri teknik gibi görünse de stratejik bir anlam taşıyor. Çünkü:
Türkiye bir KOBİ ekonomisi.
İstihdamın büyük bölümü KOBİ’lerde.
Sanayi üretiminin esnekliği bu işletmelerde.
Bölgesel kalkınmanın motoru yine bu işletmeler.
Eğer yatırım finansmanı sadece büyük ölçekli projelere yönelirse, üretim zincirinin orta halkası zayıflar.
Ama KOBİ’ler yatırım yapabilirse;
üretim kapasitesi genişler,
ihracat tabanı büyür,
büyüme kalıcı hale gelir,
Bu nedenle mesele kredi dağıtımı değil sanayinin geleceğinin finansmanıdır.
Savaş bittiğinde asıl yarış başlayacak
Bugün herkes savaşın risklerini konuşuyor.
Ama iş dünyası savaşın sonrasını planlıyor.
Çünkü gerçek rekabet ve ticaret barış başladığında başlar.
O gün geldiğinde ülkeler arasında üç şey belirleyici olacak: Mesafe, hız ve üretim kapasitesi.
Ve bu üç alanda Türkiye hâlâ güçlü.
Ancak bu avantajın kalıcı olması için bir şart var:
Sanayi üretmek zorunda. KOBİ yatırım yapmak zorunda. Finansman doğru yere gitmek zorunda.
Son söz: “Sanayi bir ülkenin sadece zenginliğini değil, bağımsızlığını da üretir.” Henry Ford
