Konut rekoru var, sermaye göçü de
Türkiye’de konut piyasası 2025’te tarihi bir eşiği geçti. Satış adedi ilk kez 1,5 milyonun üzerine çıktı; 1 milyon 689 bin konut el değiştirdi. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu bir canlılık, hatta bir başarı hikâyesi gibi duruyor. Ancak rakamların altına indiğimizde görünen tablo çok daha farklı.
Bu rekor, sağlıklı bir piyasanın değil servetin yön değiştirdiği, gelirin ise oyunun tamamen dışında kaldığı bir dönemin ürünü.
Konut piyasasının faizlere duyarlılığı biliniyor. TCMB araştırmaları, faizlerdeki her 1 puanlık değişimin konut fiyatlarını yaklaşık 2 puan etkilediğini gösteriyor. Normal koşullarda bu mekanizma basittir: Faiz yükselir, kredi daralır, satış düşer.
2025’te ise tam tersi oldu.
Faizler son 20 yılın zirvesindeyken, ipotekli satışların payı yüzde 14’e kadar geriledi. Yani Türkiye’de satılan her 100 konuttan yalnızca 14’ü banka kredisiyle alındı. Geri kalan yüzde 86’lık bölüm peşin, çek, senet veya müteahhit finansmanıyla gerçekleşti.
Bu oran bize şunu söylüyor: Bu bir kredi piyasası değil, bir nakit piyasası.
Gelişmiş ülkelerde konut piyasasının omurgası mortgage sistemidir. Türkiye’de ise bu omurga fiilen devre dışı. Bu nedenle satış rekoru, konut erişimini artırmadı; tam tersine erişimi daha da daralttı.
Peki kredi yoksa bu satışlar nasıl finanse edildi?
Yanıt net: Altın ve servet birikimi.
2025’te altın fiyatı dolar bazında yüzde 65, TL........
