Gümüş ufuklar: Gençliğin başkentinden yaşlılığın başkentine

Türkiye, sessiz ama devasa bir nehrin yatağını değiştirmesi gibi büyük bir dönüşümün eşiğinde. TÜİK’in yayımladığı son projeksiyonlar, sadece rakamlardan ibaret değil; bir toplumun ruhunun, yerleştiği coğrafyanın ve hayallerinin nasıl kabuk değiştirdiğinin haritasıdır. Geçmişin "genç ve dinamik" sloganlarından, geleceğin "bilge ve deneyimli" Türkiye’sine doğru yol alırken, önümüzdeki tabloyu tüm çıplaklığıyla okumak zorundayız.

Nereden geldik? Bir asırlık yolculuk

1935 yılına dönüp baktığımızda, Cumhuriyet’in henüz emekleme aşamasında olduğu o yıllarda, Türkiye nüfusunun sadece %3,9’u 65 yaş ve üzerindeydi. Toplamda sadece 628 bin yaşlımız vardı. O günün Türkiye’si için yaşlılık, nadir bulunan bir bilgelik makamıydı. 1950’lere geldiğimizde bu oran %3,3’e gerilemiş, genç nüfus patlamasıyla Türkiye "gençliğin başkenti" olmuştu.

Ancak zaman, suyun akışı gibi durdurulamaz bir güçle ilerledi. 2000 yılında %5,7 olan yaşlı nüfus oranı, 2024 itibarıyla ,6’ya, 2025’te ise ,1’e ulaştı. Bu, sadece bir istatistik değil; 1935’te yarım milyon olan yaşlı sayısının, bugün 9 milyon 583 bin kişiye ulaşması demek. Yani bir asırda yaşlı nüfusumuz yaklaşık 15 kat arttı.

Nereye gidiyoruz? 2100 vizyonu ve büyük sınav

Asıl sarsıcı gerçekler, geleceğe dair projeksiyonlarda saklı. Tablolar bize "durup düşünme" zamanının çoktan geçtiğini, "eylem" zamanının geldiğini haykırıyor:

2040 Yılı: Çok değil, sadece 14 yıl sonra yaşlı nüfus oranımız ,9’a çıkacak.

2050 Eşiği: Nüfusun #,1’i 65 yaş üstü olacak. Yani her dört kişiden biri emeklilik ve yaşlılık evresinde olacak.

2080 Zirvesi: Projeksiyonlar, 2080 yılında yaşlı oranının 3,4 ile zirve yapacağını........

© Habertürk