"Altın vuruş" niye bir Türkiye gerçeğidir?
Türkiye’de son yıllarda yaşananları anlatmak için artık klasik kavramlar yetmiyor. “Yüksek enflasyon”, “faiz–kur dengesi”, “reel getiri” gibi teknik ifadeler tabloyu tarif ediyor ama ruhunu yakalamıyor. Çünkü mesele artık bir yatırım tercihi değil; bir hayatta kalma refleksi. İşte bu yüzden “altın vuruş”, Türkiye’de bir metafor değil, ekonomik bir gerçeklik.
TÜİK’in açıkladığı ocak ayı finansal yatırım araçları verileri, bu gerçeği bir kez daha teyit etti. Aylık yüzde 4,84’lük TÜFE karşısında altı ana yatırım aracından yalnızca altın ve borsa ayakta kalabildi. Altın, ay içinde 29 Ocak’ta sert bir satış yemesine rağmen, ocak ayını yüzde 12,65 nominal ve güçlü bir reel artışla kapattı.
Diğer dört araç için tablo netti: Mevduat, devlet iç borçlanma senetleri, dolar ve euro, yüksek enflasyon karşısında reel kayıp yazdı. Daha yılın ilk ayında tasarruf sahibi şoku yaşıyor. Devlet, “paranı bankaya koy” diyor ama aynı devletin ölçtüğü enflasyon, o parayı sessizce geri alıyor.
Üstelik stopajdan arındırılmamış, yani vergisi kesilmemiş getirilerde bile tablo bu kadar kötüyse, net getiri çok daha aşağıda.
Bu noktada faiz artık bir teşvik aracı değil; zararı sınırlama aparatı haline geliyor.
Üç, altı ve bir yıllık vadelerde reel........
