Rektörlük kapısı mı, güneşli bahçe mi? |
Ankara Üniversitesi (AÜ), üzerinde gri bir takım elbise, koltuğunun altında “Anayasa Hukuku” kitabı, elinde bir Ankara simidiyle masaya “tık” diye oturur. Karşısında İstanbul Üniversitesi (İÜ); sırtında asırlık bir cübbe, elinde bir tesbih, Beyazıt’ın o meşhur kapısından süzülerek gelir.
1. Perde: Ankara’nın “Mülkiyeli” Girişi
AÜ: “Bak hele İstanbul efendi! Öyle cübbeni savura savura gelip ‘Ben en eskiyim’ diye kasılma hemen. Sen imparatorluk yıkılırken saray koridorlarında fısıldaşıyordun, ben burada Cebeci’de, ‘La vatan elden gidiyor!’ deyip Cumhuriyet’in temeline harç atanların mektebiyim. Benim Siyasal’ımdan çıkanlar devlet yönetiyor, senin oradan çıkanlar hala ‘Şu kapının estetiğine bak’ diye fotoğraf çekiniyor. Sen vitrinsin bebe, ben ise bu devletin mutfağıyım, anladın mı la?”
2. Perde: İstanbul’un “Asırlık” Ayarı
İÜ: (Gözlüğünü düzeltir, derin........