Yoksunluk Psikolojisi

Oysa ekonomi, özünde bir “güven ve beklenti” yönetimidir. Rakamların ötesine geçip, toplumsal dokunun altına baktığımızda, enflasyonun sadece cüzdanları değil, insan ruhunu, özellikle de genç zihinlerin zaman algısını nasıl kemirdiğini görürüz. Bugün Türkiye’de ve benzeri yüksek enflasyonist sarmallara giren toplumlarda tanık olduğumuz şey, paranın değer kaybından çok daha vahim bir durumdur: Geleceğin değer kaybı.

İnsan zihni, belirsizlikle başa çıkmakta zorlanan bir yapıya sahiptir. Bizler, dünyayı “stereotipler” ve kafamızdaki resimler aracılığıyla anlamlandırırız. İstikrarlı bir toplumda, bu resimler “çalışma = ödül”, “tasarruf = gelecek güvencesi” gibi neden-sonuç ilişkilerine dayanır. Ancak ekonomik zemin kayganlaştığında, bu denklemler çöker. İşte o noktada, “Yoksunluk Psikolojisi” dediğimiz patoloji devreye girer. Bu, sadece bir alım gücü düşüklüğü değil, bireyin kendi hayatı üzerindeki kontrol hissini yitirmesidir.

Özellikle genç nesil üzerinde durmak gerekir. Sosyolojik açıdan bakıldığında, gençlik dönemi, geleceğe dair projeksiyonların yapıldığı, hayallerin “gerçekleşebilir hedeflere” dönüştürüldüğü bir evredir. Ancak OECD raporlarına ve yerel verilere baktığımızda, eğitimde veya istihdamda olmayan gençlerin (NEET) oranındaki artış, sadece ekonomik durgunluğun değil, bir “motivasyon iflasının” işaretidir. Bir genç, on yıl boyunca çalışarak bir ev veya araba alamayacağını, hatta nitelikli bir tatil yapamayacağını matematiksel bir kesinlikle gördüğünde, beyni rasyonel ama tehlikeli bir savunma mekanizması geliştirir: “Kısa vadeli hazza odaklan.”

OECD raporlarına bakın; Türkiye, “ne eğitimde ne istihdamda” olan genç nüfus oranında (NEET) zirveye oynuyor. Bu gençler tembel olduğu için değil, sistemin onlara vaat ettiği bir gelecek olmadığı........

© Haberton