Ne işe yarayacak?
Bir yemeğin tarifini ezberleyen adam aşçı olur mu? Soğanı kaç dakika kavuracağını, tuzu ne zaman atacağını harfi harfine bilir. O yemeği yapar, hem de güzel yapar. Ama bir gün elinde soğan kalmazsa ne yapacağını bilemez. Çünkü soğanın neden kavrulduğunu hiç sormamıştır. Tarifte yazmıyordu.
Bizim eğitimimiz baştan sona tarif ezberletir. Neyin doğru olduğunu öğretir, niçin doğru olduğunu öğretmez. Çocuk doğru cevabı bilir, sınavı kazanır, diplomayı alır. Sonra hayatında ilk kez tarifte yazmayan bir durumla karşılaşır ve orada donup kalır.
Neyin doğru olduğunu bilmek bilgidir. Niçin doğru olduğunu bilmek başka bir şeydir, ona anlamak denir. Aradaki fark şurada ortaya çıkar: Bilgi ezberlenir, anlayış üretir. Bir şeyin niçin doğru olduğunu anlayan insan, o şeyin nerede yanlış olacağını da bilir. Sınırını görür. Sınırını gören adam da bir gün o sınırın dışına çıkar. Yeni olan her şey orada, o sınırın dışında bulunur.
Bir şey anlattığımda ya da yazı yazdığımda en sık sorulan soru şudur: “Bu ne işe yarayacak?”
Bu soruyu duyduğumda içim burkulur. Çünkü o soruyu sorduğun anda işin bitmiştir. Fark etmeden kendine bir kafes yapmışsındır: Yalnızca işine yarayacağını önceden bildiğin şeyleri öğreneceksin. Peki bir şeyin işine yarayıp yaramayacağını nereden bileceksin? Onu bilmek için o şeyi zaten bilmen gerekir. Bilmediğin için de faydasız sanırsın, faydasız sandığın için öğrenmezsin, öğrenmediğin için de bilmezsin. Kapı kilitlenmiştir, üstelik anahtar içeride kalmıştır.
Böyle yetişen insan çok işe yarar, yanlış anlaşılmasın. Titiz olur, çalışkan olur, becerikli olur. Başkalarının bulduğu şeyleri gayet güzel yapar. Buzdolabını bulmuşlar mı, sen de........
