İnsanoğlu tuhaftır

Geçen gün, hiçbir vasfı olmayan, inanılmaz derecede sıradan bir salı günü, evde oturmuş mutfak tezgahındaki kurumuş su lekesine bakarak kendi kendime şöyle fısıldadım: “İnsanoğlu tuhaftır.”

Bu, arkasında devasa bir sosyolojik birikim veya ansızın gelen felsefi bir aydınlanma barındıran bir cümle değildi. Sadece o su lekesinin, mutfak süngerinin ve genel olarak hayatın bana hissettirdiği çaresizliğin düz bir dışa vurumuydu. Ama sonra gerçekten durup düşündüm. Biz inanılmaz tuhaf yaratıklarız. Hatta “tuhaf” kelimesi, bizim bu akıl almaz tutarsızlıklar silsilemizi tanımlamakta o kadar aciz, o kadar zavallı kalıyor ki, sırf bizi tarif etmek için yeni bir alfabe falan icat edilmesi lazım.

Mesela asansör beklemeyi ele alalım. Dünyanın en gereksiz, en gergin, en absürt eylemi. Asansörün düğmesine bir kere basmışsındır. Düğmenin kenarında cılız kırmızı bir ışık yanmıştır. O düğmenin arkasındaki basit elektronik devre, “Evet kardeşim, anladım, geliyorum” mesajını merkezi sisteme iletmiştir. Sistem bu durumu idrak etmiştir. Ama biz ne yaparız? İnsanoğlu olarak asla tatmin olmayız. O düğmeye üç kere, beş kere, on iki kere, sanki asansör kabininin içindeki çelik halatları bizzat ellerimizle çekecekmişiz gibi abanırız. Neden? Çünkü tuhafız. Çünkü o plastik düğmenin bizim aciliyetimizi hissetmesini, metale ve kablolara duygusal bir baskı yapmayı bekliyoruz. “Çabuk gel, benim gitmem gereken inanılmaz mühim yerler var” hissiyatını o cansız panele aşılamaya çalışıyoruz. Bu korkunç bir hezeyan.

İnsanoğlu tuhaftır çünkü sürekli olarak birbirimize tahammül ediyormuş gibi yapıp, en ufak bir fırsatta birbirimizi zihnimizde paramparça ederiz. Yolda yürürken hiç tanımadığınız biriyle kazara göz göze gelme anını düşünün. O bir saniyelik sessiz bakışma… Sanki karşıdaki insan bizim en derin, en karanlık, en iğrenç sırlarımızı o saniyede çözmüş gibi bir panik havası yaratır. Hemen kafamızı çeviririz. Nereye bakarız? Elbette telefonumuza. Ekran kapalıdır, simsiyah bir camda kendi yamuk yansımamıza bakarız ama o an tuş kilidini açıp inanılmaz mühim bir devlet meselesi çözüyormuş, sanki borsada milyon dolarlar yönetiyormuş gibi ekranı kaydırmaya başlarız. İnsanoğlunun........

© Haberton