menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taşınmayan bir şey var içimde

6 0
29.03.2026

Yas; anlatılmayan, sustukça sessizlikle büyüyen boşluktur…

Başta sadece yokluk sanılıyor; sonra anlıyorum ki yokluk değil bu yer değiştirmiş bir iz. Artık dışarıda değil, içimde yaşıyor. Nefes aldıkça genişleyen, sustukça derinleşen bir sızı…

Ölüm… en çok cevapsız bıraktıklarıyla yakıyor.

Yoksa sadece hatıraların içinde mi kalıyor?

Ölümün ötesine dair o sessiz soru…

İçten içe açılan boşluğun kendi cevabını aramasından yükseliyor.

Evrende başka bir katman var mı?

Ruhlar, görünmeyen bir âlemde varlığını sürdürüyor mu?

Yoksa bütün izler, yalnızca hatıraların kırılgan yüzeyinde mi kalıyor?

Bilinmeyen, akılla değil… kalbin dayanma biçimiyle yoklanıyor.

Yas bazen öyle bir yere geliyor ki… taşınmıyor.

Omuzlarda değil çünkü… içte, tam ortada.

Ve orada büyüdükçe… taşınmaz bir suskunluğa gömülüyor.

Bunu anlatacak bir kelime yok.

Aynı çocukluk, aynı anılar, aynı sessizlikler… bir anda eksiliyor.

Sanki geçmişin bir parçası da onunla birlikte susuyor.

Tesellisi yok… çünkü yerine konabilecek hiçbir şey yok.

Bu bir eksilme değil, bir derinleşme…

Ama o derinlik bazen uçurum gibi…

Ve o tükenişte güçlü olmak istenmiyor.

Sadece biraz daha az hissetmek…

biraz daha az yanmak…

Zaman geçiyor deniyor…

Sadece şekil değiştiriyor.

İlk başta içten koparan bir fırtına… sonra sessiz bir yağmur…

Belki ölüm bir bitiş değildir.

Belki anlayamadığımız bir geçiştir.

Belki de gerçekten bir yerlerde…

görmediğimiz bir yerde… hâlâ vardır.

yokluğun silinmediği bir izdir.

Bazı acılar taşınmaz…

içte büyür, içte kalır.

bir şekilde devam ediliyor.

Ve belki de en gerçek olan şey şu:

içimizde kalanlardır.


© Haberton