menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vuslatı bekleyen hüzünlü yükseliş

7 0
11.01.2026

Göklerin en tepesine, bulutların şahına kadar çıktığım o vakitleri hatırlıyorum. Ruhumun kanatlandığı, her nefesimin bir bayram neşesiyle ciğerlerime dolduğu o demleri… O zamanlar dünya gözüme dar gelirdi; çünkü içimde senin sevdanın verdiği o devasa kudret vardı. Bir yükseldim ki sorma; sanki yıldızlar avcumun içindeydi, sanki kader bile önümde diz çökmüştü. Senin bir gülüşün için koca bir ömrü feda etmeye hazır, mağrur ve umut doluydum.

Sonra yaşadım… Gerçekten yaşadığımı hissettim. Sadece nefes almak değildi bu; tenimin sıcaklığını, kalbimin ritmini, toprağın kokusunu senin adınla beraber içime çektim. Her anımız bir asır gibi kıymetli, her kelamın derindi benim için. Varlığınla hayat buldum, senin gölgende yeşerdim. Dünyanın bütün renkleri senin gözlerinde toplandı ve ben o renklerin içinde kaybolurken hayatın en saf halini tattım.

Fakat felek, o amansız çarkını çevirmekten geri durmadı. Bir yükselişin elbet bir düşüşü, bir hayatın mutlak bir ölümü varmış. Ben de öldüm. Bedenen değil belki ama ruhen her gün, her saat, her saniye biraz daha eksilerek öldüm. Yokluğun, göğüs kafesime saplanan paslı bir hançer gibiydi. Sesinin yankısı silindikçe ben karanlığa gömüldüm. Ümidin bittiği yerde, o soğuk sessizlikte can verdim.

Acı olan ne biliyor musun? Onca yükselişe, onca yaşanmışlığa ve onca ölüme rağmen; menzile varamadım. Ellerim hep boşlukta kaldı, parmak uçlarım senin hayaline çarptı da gerçeğine bir türlü dokunamadı. Yollar bitti,........

© Haberton