menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Elveda Ya Şehr-i Ramazan

7 0
17.03.2026

Zamanın dur durak bilmeyen akışında, ruhumuzu dinlendirdiğimiz, soframızı sadece ekmekle değil; sabırla, şükürle ve muhabbetle donattığımız bir ayın daha sonuna geldik.

Ramazan; sadece aç kalmak değil, nefsi terbiye etmek, dilimizi gıybetten, kalbimizi hasetten uzak tutma sanatıydı. Şimdi bu mübarek misafir evimizden ve gönlümüzden ayrılmaya hazırlanırken, geride ne bıraktığımıza bakma vaktidir.

On bir ayın sultanı bize en çok “durmayı” öğretti. Dünyanın telaşından, bitmek bilmeyen koşturmasından sıyrılıp kendi içimize dönmeyi, bir lokma ekmeğin kıymetini ve paylaşmanın o eşsiz lezzetini hatırlattı. İftarı beklerken sığındığımız o sessiz sabır, aslında hayatın her alanında ihtiyacımız olan bir erdemdi. Gönül kapılarımızı ardına kadar açtığımız bu otuz günlük yolculukta; kırgınlıkların yerini helalleşmeye, mesafelerin yerini secde kardeşliğine bıraktığına şahit olduk.

Ancak bu veda, öğrendiklerimizi unutmak anlamına gelmemeli. Ramazan’da kazandığımız o zarif ruh halini, bayramın coşkusuyla birleştirip yılın geri kalanına yaymak asıl meseledir. Gözümüzün nuru olan bu ay giderken; elimizde kalan en büyük kazanç, paylaştığımız bir tas çorbanın sıcaklığı, ettiğimiz bir duanın samimiyeti ve bir yetimin yüzündeki tebessüm olmalıdır.

Ramazan biterken kalbimizdeki şu niyet baki kalsın: Soframız her daim Halil İbrahim bereketiyle dolsun, dilimiz tatlı, gönlümüz geniş, yolumuz ise her zaman hakikate çıksın. Hasretle beklediğimiz o kavuşma anları (vuslat), bayram sabahının neşesiyle taçlansın.

Sabırla Yoğrulan Bir İklim

Ramazan bize en çok “durmayı” ve “bakmayı” öğretti. Dünyanın o hiç bitmeyen gürültüsünden, rızık telaşından ve hırslarımızdan sıyrılıp kendi iç kalemize çekilmenin ne büyük bir zenginlik olduğunu hatırlattı. İftar vaktini beklerken sığındığımız o sessizlik, aslında hayatın her anında ihtiyacımız olan o derin sabrın ta kendisiydi. Bir yudum suyun neşesini, bir lokma ekmeğin şükrünü, en çok da paylaşmanın o eşsiz lezzetini yeniden keşfettik. Gönül kapılarımızı ardına kadar açtık; kırgınlıkların yerini helalleşmeye, mesafelerin yerini secde kardeşliğine bıraktık.

Ruhun Hasret ve Vuslat Yolculuğu

Şimdi veda vakti yaklaşırken sormak lazım: Giderken bizden ne götürüyor ve bizde ne bırakıyor? Ramazan giderken bizden bencilliğimizi, öfkemizi ve sabırsızlığımızı alıp götürsün. Bizde ise o ince ruhu, başkasının derdiyle dertlenmeyi ve sükûneti bıraksın. Bu ay boyunca öğrendiğimiz o zarif tavır, bayram sabahıyla son bulmamalı. Asıl mesele, Ramazan’ın o berrak suyunu yılın geri kalanına, hayatımızın her saniyesine akıtabilmektir.

Veda Değil, Bir Başlangıç Olsun

Gönlümüzdeki o mahzunluk, aslında bu manevi mevsime duyduğumuz derin sevgidendir. Ancak biliyoruz ki her veda, yeni bir başlangıcın habercisidir. Şükürle dolan dillerimiz, bayramın coşkusuyla şenlenecek. Hasretle beklediğimiz o kavuşma anları (vuslat), sevdiklerimizin gülen yüzünde vücut bulacak. Paylaştığımız bir tas çorbanın sıcaklığı, ettiğimiz samimi dualar ve bir yetimin başını okşamanın verdiği o huzur, bizim en büyük azığımız olacak.

Ramazan biterken niyetimiz baki kalsın: Soframız Halil İbrahim bereketiyle dolsun, yolumuz her daim hakikate ve adalete çıksın. Kalbimizdeki o “gönül gözü” hiç kapanmasın ki, baktığımız her yerde Yaradan’ın o sonsuz rahmetini görebilelim.

Ruhumuzun arındığı, gönül heybemizin hidayetle dolduğu nice bayramlara, sevdiklerimizle el ele, gönül gönüle kavuşmak dileğiyle… Elveda ya şehr-i Ramazan, elveda ey on bir ayın sultanı. Gelecek yıl yine aynı huzurla kapımızı çalman duasıyla…

Ramazan Bayramınız şimdiden mübarek olsun…


© Haberton