menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

23 yıllık radyo efsanesi “UMUT SANDALI”, şimdi TikTok’ta şiire nefes veriyor

6 0
14.07.2026

Erzurum’dan Türkiye’ye Uzanan Bir Ses: Bir yayıncının başarısı yalnızca dinlenme oranlarıyla değil, insanların hayatına dokunabilme gücüyle ölçülür. Erzurum’da radyo yayıncılığıyla başladığı yolculuğunu 23 yıllık birikim ve deneyimle sürdüren Umut Sandalı, bugün aynı samimiyeti TikTok yayınlarında yaşatmaya devam ediyor.

Yaklaşık bir yıldır TikTok platformunda şiir ve edebiyat içerikleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Umut Sandalı, radyoculuğun disiplinini ve sıcaklığını dijital dünyaya taşıyan ender isimlerden biri. Yıllar boyunca yalnızca Erzurum’da değil, gönüllerde iz bırakan yayıncılığı; samimiyeti, şiire olan bağlılığı ve dinleyicisiyle kurduğu güçlü iletişim sayesinde bugün de büyümeye devam ediyor.

Kültür ve sanatın dijital platformlarda görünürlüğünün her geçen gün önem kazandığı bir dönemde, böylesine değerli bir yayıncının daha geniş kitleler tarafından tanınması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle, şiiri yaşatan, kelimelere ruh katan ve yayıncılığı yalnızca bir meslek değil, bir gönül işi olarak gören Umut Sandalı’nı Haberton okurlarıyla buluşturmak istedim.

Röportaj: Jale ERDOĞMUŞ

Umut Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, nerede doğup büyüdünüz?

Merhaba. 1983 Erzurum/Merkez doğumluyum. Şu anda da Erzurum’da yaşamaktayım.

Umut Sandalı nasıl doğdu? “Umut Sandalı” ismini neden seçtiniz? Bu isim sizin için neyi temsil ediyor?

1999 yaz ayında okulların tatil olması ile başladı her şey. Annemin koyu dinleyicisi olduğu bir radyo istasyonunda (Radyo Ritm) eleman anonsunu duyması ve yaz ayını boşa geçirmemem için önayak olması başlattı diyebilirim. İlk etapta Teknik Eleman olarak başladım radyo ile tanışmaya. Kaset çalar, mikrofon, kulaklık gibi cihazların arızaları ile ilgileniyordum. Daha sonra radyo vericisi, kablolar derken farklı bir dünyaya adım atmış oldum. Kısa sürede ortama ayak uydurup görevimi layıkı ile yerine getiriyordum. Sonrasında yayın kısmında yayına giren programcıların ana kumanda masalarının kontrolü de verildi. Hiç bir zaman aklımda radyo programcısı olmak yoktu. Sonra bir ramazan ayı akşamı iftar sonrası, radyo sahibimizin benden bir reklam seslendirmesi istemesi ile bu yol ayrımı gerçekleşti diyebilirim. 21 saniyelik bir reklam seslendirmesiydi bu.. ve tam 7 saat sürdü sahuru radyoda ettiğimizi hatırlıyorum. Ben “olmuyor yapamıyorum” dedikçe “olacak!” cevabını aldım ve nihayetinde ortaya iyi yada kötü bir şeyler çıkarabildik. Daha sonra bilgisayarlı sisteme 2000 yılında geçiş yapmamızla yüküm bir hayli artmıştı. Çünkü mesleğimde bilgisayarlar üzerine. Sonra playlistler bilgisayar ortamında hazırlanmaya başladı, günboyu radyo akışı bana teslim edildi. Playlistlerin hazırlanması, yayınlanması, her bir programcıya özel listeler yapılması, Programcıların stüdyoya alınması ve program bitişine kadar yayının kontrol edilmesi bendeydi. Sadece programcılar değil haberler ve sunan kişilerin kontrolleri, haber seçimleri v.s yük olarak bendeydi. Sabah erken saatlerde girdiğim radyodan geç saatlerde çıkıyor hatta orada kalıyordum. Sonraları, radyonun anahtarı teslim edildi ve tam anlamıyla sahiplik duygusuyla hem bu işi öğrenme hemde ne yapabilirim düşünceleriyle baş başa kaldım. Geceleri elektrik kesintilerinde kesilen yayınlar, benim gecenin bir vakti bisikletimle radyoya kadar gitmem (10km) sorunu çözmem ve orada uyuyup kalmamı oluşturan gecelerin sayısını hatırlamıyorum diyebilirim. Radyo evim gibiydi. Bir gün radyoda yemek yerken radyo sahibi ağabeyim “Bana bir program ismi bulalım. Yayına başlayacağım” demesi ile bir beyin fırtınası başladı aramızda. Bu arada kendisi tanıdığım nadir şiir yayını yapabilen insanlardan birisidir.  Ben nedensiz bir şekilde bir anda “Umut Sandalı olsun abi” dedim. “Yok, beğenmedim” dedi. Sorna kendisi “Nöbetçi Mikrofon” ismi ile haftada bir gün olacak şekilde şiir yayınları yapmaya karar verdi. Henüz masadan kalkmak üzereyken, “Yarın bir kağıda bir program taslağı hazırla, program ismi, içeriği v.s ve bu programı sen sunacaksın, yarın sabah masamda hazır olsun” dedi ve gitti..

Aklımın ucundan geçmeyen programcılık işine sıcak bakmadığımdan pek önemsemedim. Ama karşımdaki patrondan çok ağabeyim, sabaha hazırlamadığım için bir sürü fırçasını yedim. Daha sonra madem öyle dedim, elime bir kağıt aldım. Kağıdın başında program ismi : Umut Sandalı, Konu: Şiir, yayın saatleri diye yazdım ve alt tarafa bir yayın akışı yazdım.

Açılış konuşması, ilk şarkı, ilk şiir, şiirden sonra çalınacak şarkı diye ard arda tekrar eden ve kapanış konuşmasına kadar yazılan bir program planlaması çıkardım ve sundum.

Ertesi gün beni çağırdı yanına ve direkt olarak yarın akşam yayındasın hazırlan dedi. Hiç istemediğim bir şey beni neden heyecanlandırdı o an bende bilmiyordum. 24 Aralık 2003 akşamı test yayını için mikrofon başındaydım..

Radyomuz kitlesi çok büyük olan bir radyoydu. Bu büyük bir sorumluluktu benim için. Derken tek bir nasihat kulağıma fısıldadı, “O kablodan geçen kelimelerin geri dönüşü yok! Seni kaç kişinin dinlediği önemsiz! Ama şu anda seni 1 kişi dinliyor. O kişiye yayın yap!” dedi ve çıktı stüdyodan. Ben acemice başladığım bir yayını bitirdim iyi yada kötü.

Yayın sonu odasına geçtim. Kağıda notlar almıştı. İki çay alıp yanına geçtim.

Öncelikle dedi seni dinleyen o 1 bişi bendim.. Hatalar çok ama halledilmeyecek şeyler değil dedi başladı anlatmaya. Anlattığı her şeyi cebime koyarak yoluma devam ettim. Daha sonra resmi olarak 19 ocak 2004 yılında bu hataları gidererek resmen Umut Sandalı yayın hayatına başladı.

Umut Sandalı olarak bugüne kadar neleri başardınız? Başarıya ulaşmak için nasıl bir yol izlediniz?

Öncelikle dinleyici kitlesinin bir kar topundan nasıl çığa dönüştüğünü gözleriyle görmüş ve o anı yaşamış birisiyim. 2004’te başlayan Umut Sandalı fazla değil tam 1 yıl sonra şehrin tamamında yankılanıyordu. 2005 yılı Ocak ayı geldiğinde tecilimi kaldırıp askerlik görevimi yerine getirmek için hazırlanıyordum. Askerlik nedeniyle bir veda programı yapmak istedim. Benim yayın saatlerim 20.00-22.00 saatlerindeydi. Benden önce yayınlanan programlarda vardı. O gün için radyo yönetimi ve benden önceki arkadaşımdan izin isteyerek o akşam 18:00-22:00 arası biraz daha uzatarak yapmak istediğimi belirttim ve onaylandı. O akşam 18.00’de başladım. Canlı telefon bağlantıları aldık ve telefon susmuyordu. Bende dinleyicileri kırmamak için “telefon ne zaman susarsa, o zaman bitirelim o zaman” diye hatalı bir cümle kurduğumu sabah 05.00 olduğunda anlamıştım 😊 11 saat kesintisiz bir canlı yayın oldu. Ama çok duygusaldı bunu itiraf edebilirim. Askerlik görevimi tam olarak yapıp geri döndüm. 2006 yılında yayınlar kaldığı yerden devam etti. Her ilde Gazeteciler Cemiyeti tarafından ödül programları düzenlenir adaylar gösterilir ve değerlendirilerek ödüle layık görülenler derecelendirildi. O dönem her ilde değilde bölgesel olarak bu ödül programının gerçekleştirileceği duyuruldu. Radyo sahibimiz değerli ağabeyim bir gün radyoya geldi ve “akşamki program kaydını bir CD olarak hazırla, metin olarak içeriği yaz bana teslim et acele!” dedi ve geçti ofisine. Ben hemen kayıtlarımı çıkarıp söylediklerini yaptım teslim ettim ve dosyayı alıp çıktı radyodan. Yaklaşık 2 saat sonra geri döndü. “Programı yarışmaya aday gösterdim. Üstelik bu yıl Doğu Anadolu Bölgesi genelinde yapılacak. Hazırlıklı ol..” dedi. Yarışmaya Doğu Anadolu bölgesi genelinde yaklaşık 200 Radyo Programı aday gösterilmişti. Yakaşık bir hafta sonra gelen haberle radyoda bir bayram coşkusu yaşandı ki, Umut Sandalı Yılın En İyi Radyo Programı seçilerek birincilik ödülüne layık görüldü. Daha sonra düzenlenen resmi bir organizasyonla, bütün adayların ve camianın bulunduğu büyük bir salonda ödülüm sahnede takdim edildi. Bu büyük bir şeydi, ama aslında yaptığın işin karşılık bulması daha büyük bir şeydi. Sonrasında Türkiye genelinde bu ödülün duyulması ile, şu anda bile Türkiye’nin en büyük radyolarından teklifler aldım. Ama şartlar gereği gidemedim.

Radyo, görünmeyen ama hissedilen bir mecra. Sizce sesi görüntüden daha güçlü yapan nedir?

Radyo dosttur. Bunu anladığınız zaman olayın kimyası değişiyor. Karşınızdakileri de siz görmüyorsunuz. Bu nedenle bir fikirde yürütemiyorsunuz. Kimler sizi hangi ortamlarda, kimlerle, hangi şartlarla dinliyor bunu bilmiyorsunuz. Fakat siz, bunların tamamını düşünerek yayını sürdürmek zorundasınız. Tamda burada, karakteriniz devreye giriyor. Yani neyseniz o olma durumu. Çünkü böyle anlarda yapmacık olma, taklit yapma durumunuz tamamen ortadan kalkıyor. Tam anlamıyla samimiyetiniz ortaya çıkıyor ki bunu bilmeden gösteriyorsunuz zaten. İsteseniz de saklayamıyorsunuz. Bir çok şeye şahit oldum. Hastalığa yakalanan bir kardeşimizin tedavilere tepki vermediği, fakat yayınlarımız sonrası doktorlardan ailesine “bu çocuğa ne oldu her şeyi olumlu gidiyor” demeleri kanıtlanmış şeylerdir. Yahut canlı yayınınıza telefonla bağlanarak “ben hayatıma bu akşam son vereceğim” diyen bir kardeşimizi sadece sesiniz ve cümlelerinizle geri döndürmek, bunların hiçbiri uydurma değil tarafımdan yaşandı. O dönem dinleyen herkesin de şahitliğinde gerçekleşti. Aynı zamanda yayın saatlerinizde neredeyse tüm şehri evlerine çekmek, iş yerlerinde toplanıp sizi dinlemeleri ohâl dışında, istesenizde yapabileceğiniz bir şey değil. Bunların hepsini nasıl başardığımı, yaşadığım şehirde birlikte şahitlik ettik. Abartı gelebilir ama bende bu kadarını tahmin etmediğim şekilde bizzat yaşamış birisiyim.

Şiir sizin için bir sanat dalı mı, bir sığınak mı,........

© Haberton