Said Nursi'nin İngilizler ile Mücadelesi |
Kurtuluş Mücadelesinin Başlama Süreci
1918 yılında Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkan Osmanlı'yı yeni bir mücadele bekliyordu. İşgalci devletlere karşı vatan sathını muhafaza etmek için bir Milli Mücadele Hareketi’nin başlamasına ihtiyaç vardı. Maruz kalınan bu işgallere karşı birleşik bir cephe olmadığı için her muhit kendi silahlı savunmasını oluşturmak zorundaydı. Anadolu merkezli olan ve bulundukları bölgede savaşan bu silahı kuvvetler, bilinen ismi ile Kuvâ-yı Milliye olarak adlandırılıyordu. İstanbul’da çok destekçisi bulunan bu yapılanmayı destekleyenler arasında Bediüzzaman Hazretleri de bulunuyordu
İngilizlerin İstanbul'u İşgali
İngilizlerin İstanbul’u ilk işgali 13 Kasım 1918’de Mondros Mütarekesi’nden sonra başladı. Büyük bir İtilaf donanması Boğaz’dan geçerek şehre girdi ve limana demirledi. Devlet daireleri, telgraf ve ulaşım hatları onların kontrolüne geçti. Halk büyük bir şaşkınlık ve endişe yaşadı, şehir fiilen İngilizlerin denetimine girdi. Bu durum, 16 Mart 1920’deki resmî işgale kadar giderek sıkılaşarak devam etti.
1920’de İngilizlerin -bu sefer resmî olarak- ikinci kez İstanbul’u işgal etmesi ile Milli Mücadele farklı bir boyut kazanmış oldu. Artık savaş sadece maddi değil fikri ve manevi anlamda da gerçekleşiyordu. Emperyalist bir devlet olan İngiltere kendi sömürgeci ve mandacı yapısını halka kabul ettirmek ve meşru göstermek için din adamlarını kullanıyor ve kendi aleyhinde fetvalar ile halk nazarında meşruluğunu ispatlamak istiyordu. Ayrıca işgalciler, ahlaksızlığı, alkol kullanımını ve medeniyetlerinin diğer günahlarını kasıtlı olarak teşvik ederek Türklerin moralini ve ahlakını bozmaya çalıştılar. Bunlar ile beraber İslâm’ı gözden düşürme girişimiyle sinsice bir Hristiyanlaştırma politikalarını uygulamaya başladılar.1
İngilizler, kendilerini işgalci değil de kurtarıcı göstermek için her yolu deniyor, İstanbul’daki tüm güç ve etki alanlarını kendi amaçları doğrultusunda kullanıyorlardı. Bu süreç de Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de onların tesirini etkisiz hale getirmek için uğraşıyordu. Mesela, İngilizlerin Anadolu’daki Kuvâ-yı Milliye’yi kınayan broşürler yayınlanması istendiğinde Dârü’l-Hikmet’in buna karşı çıkması üzerine bu planları sekteye uğramıştır. Diğer yandan, Kuvâ-yı Milliye’yi kınayan meşhur fetva, yine bu kurumun çabalarıyla, Bediüzzaman Hazretlerininde karşı bir risale yazması neticesinde akîm kalmıştır.
Ayrıca Saray’a baskı yaparak, Anadolu’daki bağımsızlık mücadelesi veren grupların isyancılar, âsiler olduğuna ve onlarla savaşıp etkisiz hale getirmenin Müslümanların omuzlarına bir vecibe olarak yüklendiğini ifade eden bir fetva yayınlamaya mecbur ettiler. Nisan 1920’de yayınlanan böyle bir fetvayı imzalamak yerine istifayı seçen Şeyhülislam Haydârizâde İbrahim Efendi’nin yerine bu makama atanan Dürrizâde Abdullah Efendi, İngilizlerin istemiş olduğu bu fetvayı onaylayıp yayınladı.2
Bediüzzaman Hazetleri’nin İngilizlere Karşı Mücadelesi
İngilizler, İstanbul’u işgal ettikten sonra, Müslümanlara birçok zulüm ve eziyet çektirmişlerdir. İslâm’ın izzetini kırmak, ve kıymetini düşürmek için insanların akıllarında İslâmiyet’le alakalı şüphe ve vesveseler vermek için türlü entrikalar yapmışlardır. Bunlardan birisi, İngiliz Anglikan Kilisesi tarafından, Meşihat-ı İslâmiye’ye cevaplandırılması üzere İslâmiyet’le alakalı altı sual yöneltilmesi oldu. Üstelik sordukları bu altı suale mufassal değil, sadece altı yüz kelimeyle özet bir cevap verilmesini talep etmişlerdir.
Meşihat makamı da bu soruları Dârü’l-Hikmet’e havâle ederek cevap vermelerini talep etmiştir. Dârü’l-Hikmet’te vazife yapan Abdülaziz Çaviş ile İzmirli İsmail Hakkı ve Elmalılı Hamdi Yazır bu suallere cevaben birer kitap yazmışlardır. O sıralar Dârü’l-Hikmet’te âza olan Bediüzzaman Hazretleri de sonraki yıllarda bu hadiseyi şöyle anlatır:
…Bana dediler:
-Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelimeyle cevap istiyorlar.
-Ben dedim:
-Altı yüz kelime ile değil, altı kelime ile de değil, hatta bir kelimeyle değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum. Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı dakika, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı yüzüne tükürmek lazım geliyor. Tükürün o ehl-i zulmün yüzüne!3
Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri o sıralarda neşrettiği ‘’Rumuz’’ adlı esinde, bu suallere, soranlar için değil duyan Müslümanların kafalarının karışmaması için ‘’Yüksekten Bakmak İsteyen Dessas Bir Papaza Cevap’’ başlıklı yazısında cevap verir.4
Bu bağlamda Bediüzzaman Hazretleri, aynı Birinci Dünya savaşında........© Habername