Gençlik ve mahşer bilincine dair...

Gençlik, devamlı erteleyen ve öteleyen bir dönemin öznesi değil;Hesabın en ağır yazıldığı safhadır...

Gençlik, insanın kendini en güçlü hissettiği; fakat hakikate karşı en savunmasız olduğu çağdır.

Gençlik zamanın bol, imkânların sınırsız olduğu bir dönemden geçiyor.Çoğu zaman Allah'a karşı mesuliyetini'de ertelediği bir evreyi yaşıyor.

“Sonra düşünürüm”, “ileride düzeltirim”, “nasıl olsa tevbe ederim” Gibi cümleler, gençliğin en yaygın iç diyaloğudur.

Oysa Kur’ân’ın bakışı ile gençlik, ertelenmiş bir dönem değil; Hesabın en ağır yazıldığı safhadır.

Modern algı gençliği şöyle tanımlar:“Hata yapılır, sonra düzeltilir.”“Gençtir, olur böyle şeyler.”“Şimdi yaşa, ileride tövbe edersin.”

Kur’ân ise gençliği ertelemeye açık bir boşluk olarak görmez. Çünkü insanın kalbi, karakteri ve alışkanlıkları bu dönemde şekillenir.

Kur’ân’a göre insan, ne zaman akıl baliğ oluyorsa, sorumluluk da o anda başlar. Yani gençlik, “henüz sayılmayan” bir zaman değil; hesaba dâhil edilen ilk büyük safhadır.

Kur’ân’ın pek çok ayetinde insanın yaptığı en küçük tercihin bile kayda geçtiği vurgulanır. Bu kayıt, yaşa göre hafiflemez. Dolayısıyla gençlik, defterin boş olduğu değil; ilk satırların yazıldığı dönemdir.

Allah tasavvuru, bir insanın kaderini belirleyen en derin zihinsel ve kalbî çerçevedir.

Yani Allah’ı nasıl tanıyorsak, günaha karşı duruşumuz, tevbe anlayışımız ve hayatla kurduğumuz bağ da öyle şekillenir.

Allah’ı sadece cezalandıran bir kudret olarak tanıyan genç, günah karşısında ya inkâra savrulur ya da ümitsizliğe düşer.

Allah’ı yalnızca affeden olarak gören ise üzerindeki sorumluluk bilincini gevşetir, ona tayin edilen istikameti hafife alır.

Hâlbuki Kur’ân’ın inşa ettiği Allah tasavvuru ve bilinci ;Rahmeti sonsuz, adaleti mutlak, affı samimi tevbe ile ilişkili bir Rab anlayışıdır.

Kur’ân, günahkâr kula dahi kapıyı kapatmaz;“Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”

Bu ayet, insanı günahında serbest bırakmaz; ama ümitsizliğe de mahkûm etmez.

Çünkü ümitsizlik, günahın kendisinden daha yıkıcıdır. Zira günah insanı kirletir; ümitsizlik ise Allah’tan koparır.

İşte bu noktada gençlik çetin bir imtihan ile karşı karşıya kalır;Günah sonrası “nasıl olsa affolurum” rehaveti onu derin bir çıkmazın içine çektikçe çeker,buradan tek çıkış yolu var oda“Rabbim beni çağırıyor” şuurunun yerleşmesi ve ona içten samimi bir yöneliş ile rahmetine sığınır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah’ın kuluna olan merhametini anlatırken, anne şefkatini aşan bir rahmetten söz eder. Bu, bize şunu öğretir: Allah’tan kaçılmaz; Allah’a sığınılır. Günah, kaçış gerekçesi değil; dönüş davetidir.

Bu hakikati en berrak şekilde izah eden kaynaklardan biri de Risale-i Nur Külliyatı’dır. Bediüzzaman Said Nursî, tevbe meselesini sadece geçmişin silinmesi olarak değil, geleceğin inşası olarak ele alır. Ona göre günah, kalbi karartan bir pas; tevbe ise o pası silen bir iman cilasıdır. Ve gençliğe şu sert ama hakikatli ikazı yapar;

“Gençlik gidecek; ya günahıyla seni mahkûm edecek ya da tevbesiyle seni kurtaracak.”

Bu cümle, gençliğin tarafsız bir alan olmadığını açıkça gösterir. Gençlik, ya sermayedir ya da telafisi zor bir hasaret.

Çünkü güç varken yapılan tercihler, mahşerde daha ağır tartılır.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) haber verdiği üzere, kıyamet günü Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek zümrelerden biri, gençliğini ibadetle geçiren kimsedir.

Bu, gençliğin Allah katındaki değerini ve aynı zamanda sorumluluğunu ortaya koyar.

“Mahşer bilinci, sanıldığı gibi yaşlılık meselesi değildir.”Toplumda yaygın bir algı vardır:Ahiret, hesap, mahşer, ölüm… Bunlar genellikle yaşlılıkta düşünülür. Gençlik ise “hayatın tadını çıkarma zamanı” olarak görülür. Oysa bu algı, Kur’ânî bir bakış açısı değildir.

Çünkü mahşer; yaşın değil, dünyada yaşanan hayatın hesabıdır.Gençlikte yapılan tercihler, ihtiyarlıkta değil; mahşerde tartılır. Hatta gençlik, imtihanın en ağır olduğu dönemdir. Zira güç varken yapılan günahın da, güç varken yapılan ibadetin de değeri büyüktür.

Bu yüzden mahşer bilinci;“Ölüm yaklaştı mı düşünülür” değil,“Hayat yaşanırken taşınır” bir şuurdur.

Mahşer, bugünün büyütülmüş hâlidir. Bugün ihmal edilen tevbe, yarın utanç duymaya hayal kırıklığına sebep olur.

Bugün kazanılan ihlâs, yarın nura dönüşür.

Kur’ân’ın “nurları önlerinden ve sağlarından koşar” ifadesi, bir mecaz mana değildir.Dünyada yaşanan iman ve istikametin ahiretteki neticesidir.

Gençler için en tehlikeli tuzaklardan biri de şudur: “Ben zaten bozulmuşum.” Bu cümle, şeytanın fısıltısıdır. Çünkü Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, kulun kendi günahını Allah’ın rahmetinden büyük görmesidir.

Bu ise farkında olmadan Allah’ın kudretine sınır çizmektir. Risale-i Nur’un ifadesiyle ümitsizlik, gizli bir isyandır.

Sonuç olarak insanlığın en önemli meselesi şudur:Allah’ı nasıl tanıyorsak, hayatı da öyle yaşarız.Allah’ı rahmetiyle tanıyan tevbe eder,adaletiyle tanıyan istikamet bulur.kudretiyle tanıyan günahı hafife almaz.

Hiç kuşkusuz tevbe, kaybedenin son şansı değil; Uyanışın ve dirilişin ilk adımıdır.Sevgili gençler ; Gençlik geçiyor,ömür sermayesi tükendikçe tükeniyor.

Ama Allah’a yönelen bir gençlik, yalnız dünyayı kazanma ideali ile yaşamaz;Onun en büyük meselesi iman ve irfan kardeşliği halkası içinde Kur'an medeniyetinden aldığı ders ile Ebediyeti'de kazanma çabası içinde olur...


© Habername