Ejderhalar Kapıdayken… |
İslam dünyası asırlardır farklı meşrepler, mezhepler ve yorumlarla zenginleşmiş bir medeniyettir. Bugün Sünnilik, Şiilik, Vehhabilik veya Mu'tezile gibi birçok ekol, İslam düşünce tarihinde farklı yollar ve yorumlar olarak varlığını sürdürmektedir.
Fakat içinde bulunduğumuz çağda asıl mesele bu farklılıklar değildir. Asıl mesele, insanın kalbini ve aklını hedef alan inkâr ve maneviyatsızlık dalgalarıdır. Modern çağda iman yalnızca bireysel bir tercih meselesi olarak değil, aynı zamanda güçlü ideolojik saldırıların hedefi hâline gelmiştir.
Tam da bu noktada büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursî çok önemli bir ikazda bulunur. Ona göre Müslümanların kendi aralarındaki eski tartışmalarla vakit kaybetmesi büyük bir hatadır. Çünkü dışarıdan gelen inkâr cereyanları, Müslümanların arasındaki ihtilafları fırsata çevirebilir.
Kur’ân-ı Kerim de Müslümanların birlik içinde olmasını açık bir şekilde emreder:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanıp ayrılmayın.”(Âl-i İmrân Suresi, 103)
Yine bir başka ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’a ve Resûlüne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin. Yoksa gevşersiniz ve gücünüz gider.”(Enfâl Suresi, 46)
Bu ilahî ikaz, Müslümanların kendi iç kavgalarının nasıl büyük bir zafiyete yol açacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı hakikati Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde ifade eder. Bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“Müminler birbirini sevmede, birbirine merhamette ve birbirini korumada tek bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsız olursa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.”(Buhârî, Müslim)
Başka bir hadis-i şerifte ise Müslümanların kardeşliği şu sözlerle ifade edilir:
“Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz.”(Buhârî, Müslim)
İşte bu noktada Risale-i Nur’un ortaya koyduğu temel prensiplerden biri “müsbet hareket” anlayışıdır. Bu anlayış; yıkıcı değil yapıcı olmayı, ayrıştırıcı değil birleştirici olmayı, kavga yerine hakikati anlatmayı esas alır.
Risale-i Nur’un yaklaşımı son derece nettir:Ehl-i iman olan herkes, mezhebi veya meşrebi ne olursa olsun kardeştir. Mücadele, Müslümanların kendi aralarında değil; insanı Allah’tan uzaklaştıran fikirlerle olmalıdır.
Bediüzzaman’ın meşhur ifadesiyle:“Hazır hücum eden ejderhaları bırakıp, geçmiş meselelerle uğraşmak akıl kârı değildir.”
Bugün yapılması gereken şey, eski tartışmaları diriltmek değil; Kur’ân’ın emrettiği kardeşlik ruhu içinde ortak iman paydasında buluşarak geleceğe yürümektir. Çünkü iman zayıflarsa mezheplerin de tartışmaların da bir anlamı kalmaz.
Kısacası mesele şudur:Kapımıza dayanan ejderhalar varken, geçmişin gölgeleriyle kavga etmek akıllıca değildir.
İslam dünyasının ihtiyacı yeni bir kavga değil; yeni bir birlik, yeni bir diriliş ve güçlü bir iman şuurudur.
Ve bu şuurun temelinde Kur’ân’ın şu emri durmaktadır:
“Müminler ancak kardeştir.”(Hucurât Suresi, 10)
Çünkü kardeşlik kaybolursa kuvvet kaybolur;kardeşlik yaşarsa ümmet yeniden ayağa kalkar.