KRİTİKTEN TEFEKKÜRE: Zihniyet Kayması ve Oltadaki Nesiller

İçinde yaşadığımız modern çağ, cinayetleri hep namlunun ucunda, yıkımları ise sadece enkazın düştüğü yerde arayan büyük bir illüzyon sahnesidir. Bir bina çöktüğünde gözümüz kırılan betona ve eğrilen demire gider; oysa asıl çöküş, yıllar önce o statik hesapların yapıldığı şık masalardaki kağıtlar üzerinde sessizce gerçekleşmiştir. Bugün toplum olarak her gün ilk sayfalardan takip ettiğimiz aile içi şiddetli geçimsizlikler, un ufak olan yuvalar, adalet mekanizmasındaki sinsi tıkanıklıklar, liyakat cinayetleri ve dini kavramların içinin boşaltılması da tıpkı böyledir. Karşı karşıya olduğumuz tablo basit birer kural ihlali, ahlaki bir zafiyet ya da konjonktürel birer şanssızlık değildir. Bizler bugün, vitrinde kutsal kavramları korurken, arkada manayı iliklerine kadar söküp atan dikey ve sinsi bir Zihniyet Kayması ile karşı karşıyayız.

Kritik ve Analitik Düşünme (KAD) süzgecini kaybettiğimiz an başlayan bu gizli deprem, insanı ve toplumları mutlak hakikatten kopararak nefsaniyetin karanlık dehlizlerine sürükleyen, fakat kurbanına "gelişiyorum" hissi veren 4 aşamalı bir felakettir. Gelin, bir zihnin oltaya takılarak karaya vurma hikayesini hep birlikte ameliyat masasına yatıralım.

Her şey, o görünmez dikey eksende, kul ile Allah arasındaki ilk düğmenin yanlış iliklenmesiyle, yani Niyetin Kaymasıyla başlar. İslam varlık tasavvurunda niyet, eylemlerin ruhudur ve sistemin hatasız çalışması, niyetin kayıtsız şartsız "Kemalata" (Allah'ın rızasını kazanmaya ve emanete sahip çıkmaya) endekslenmesine bağlıdır. Ancak insanın iç dünyasındaki o koruyucu zırh delindiğinde, niyet Kemalattan "Konfora ve Zaafa" doğru gizli bir iştah duymaya başlar. Nefis; geçim derdini mutlaklaştırma, yüksek maaşlı bir iş üzerinden statü devşirme, aile içinde "ezilmemek" maskesi altında şahsi bir bağımsızlık ilan etme veya kamuda makamı bir "güç kalesi" olarak kullanma gibi hırslara kapılır.

Oltadaki balık misali; içindeki o fıtri açgözlülüğe yenik düşen balık, suyun derinliklerindeki yeme doğru hamle yapmıştır artık. Bu ilk adımda insan tehlikenin hâlâ farkındadır; niyetindeki o samimiyetsizliği için için hisseder ve suçluluk duygusu aktiftir. Bilgi henüz tamamen kararmamıştır ama nur olmaktan çıkıp bir "satın alma gücü" haline gelmiştir. İşte nefsin bu gizli sızısını ve suçluluk duygusunu bastırmak, yani zihne anestezi yapmak için dışarıdaki o sinsi mühendislik çarkı devreye girer.

İçerideki niyet........

© Habername