menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RAMAZAN, SEVİNÇ VE DUA ÜZERİNE...

8 0
26.03.2026

Tekrarlanan bir dünyada yaşıyoruz. Yaşayan görürmüş ya, Mevla nasip etti bu sene de gördük ramazanı. Psikoljinin en temel ilkelerindendir tekrar etmek. Pekiştirmek istediğimiz her şeyi tekrar ederiz. Tekrar etmediğimiz, unuttuğumuz, hayatla barıştırmadığımız her alışkanlğımız bir müddet sonra beyin tarafından çöp addedilip, kullanılmıyor dolayısı ile işe yaramıyor diye atılır.

Akil baliğ olduğumuz andan itibaren kimbilir kaçıncı kez tekrarlandı mübarek ramazan ve içinde getirdiği rahmet pınarları. Her sene üstelik otuz gün olarak arak arkaya yapılması farz kılınan geride bıraktığımız bu güzel günler manzumesi alışkanlıklarımızı oturtmak, yenilenmek, yeniden kendimizi karşımıza alarak kendimizle konuşmamıza sebep olan en nadide zaman dilimlerindendir.

Yetişmek lütuf, yaşamak bahtiyarlık, af ve mağfirete erişmek ise Mevla’nın kuluna en güzel hediyesidir. Öyleyse;

Kadir gecesini gördük, yaşamanın anlamının farkına vararak, çok kişi göremedi. Ramazanın birinci günü dahil içinde sair zamanlarda bir çok tanıdığım dünyaya veda ettiler. Yaşlı da değillerdi. Elden ne gelir, sayılı gün tamamlanmışsa.

Yaşlanmaktan korkarız ölmekten de keza öyle. Her ikisinde de ne ve nasıl olacağız soruları ağır basar. Binbir türlü yüzü ile hangi safha bize ne getirir bilmiyoruz. Beklemek ve görmek arif insanın yapacağı şey. Ramazan içinde barındırdığı çokça güzellik, rahmet, bereket, şefkat, sadaka ve zekatıyla vereni de alanı da sevindirdi. Kimbilir hangi ihtiyaç sahibinin gönlüne dokundu, hangi garibanın ihtiyacını giderdi?

Bir klasik olarak ramazan öğretir deriz, öğretti de. Her yer ve şeyde olduğu gibi isteyene yine de.

Mesela; oruç tutarak irade terbiyesini, cümle azalara da oruç tutturarak anlattı. Her türlü şehveti engelledi, yeme , içme, alış veriş, uyku gibi. Bunlardan fedakarlık ettik. Uyku demişken sahura kalktık, kalkmışken bir de teheccüt ekleyelim dedik, haydi hemen abdest aldık önce, feda ettiğmiz uykumuz ne de güzel bir haslete dönüştü. En derin ve sessiz zaman diliminde Rabbimizle buluşmak zevkliydi gerçekten.

Arapça hatimler okuduk, hiç olmadığımız kadar Kur’anla hemhal olduk. Bir kısmımız birle yetinmedi, ikinci üçüncü, dördüncü hatimleri takip ett. Ne güzel Kur’an elimizden düşmedi. Olması gerekendi.

Bizim gibi bazılarıda hem arapçasını okudu, hemde olmaz, ne dediğini de anlayalım diye baştan sona meal okudu. İnsanlar dinledikçe, anladıkça daha bir rağbet ettiler, işlerini güçlerini bırakıp ekran başına veya kurslara sınflara doldular.

Hocalar yani bizler dersler, mealler, hadisler, sohbetler yaptık, cemaat artarak devam etti, sevindirici idi. Sadakalar, zekatlar, yardımlar, iftarlar, garibanlar hep gündemdeydi. Bizlere sürekli zekatla ve sadaka ile ilgili sorular soruldu, ince eleyip sık dokuyordu halk öyle ya ihtiyaç sahibine verilmeli yeine gitmeliydi, bu hassasiyet isteyen bir konu, doğru.

Oruç tutamayanlar, hastalar, mazurlar diyetlerini hesapladılar, ellerini ceplerine attılar. Öyle, islamda önce caydırıcılıkmaddiyata dokunur. Namazlara dikkat edildi, camiler doldu taştı. İlahiler viral oldu, okullarda ramazan hazırlıkları yapıldı ülkemde ilk kez, küçücük çocuklar dahi oruç ve sahur kavramlarına aşina odular. Her kesimden heveslenenler oruç tuttu, teravihe gittiler.

Ne kadar güzel şeylerdi bunlar, daim bir yıla yayılarak devam etmesi en samimi temennimiz tabii.

Biz de hem örgün hem online meal yapıp bugün itibariyle , felak nasla hitama erdirdik.

İnsan az yemenin rahatlığını, istediğinde her serbestiyetin yapılamayacağını bizzat müşahede etti. Koşullu şartlanmalarımız iftar ve sahurlara hazlarımızı ertelettirdi. Dilimiz daha terbiyeli, halimiz daha nahifti. Kavga etmekten kaçındık, söz söylemekten imtina ettik, kırmayalım, gücendirmeyelim diye.

Velhasılı yeniden dirildik ve yeniden inandık. Kimbilir kaçıncı kez yaşadık ramazanı.

Allah’tan temennimiz, farkındalıklarımızı alışkanlık haline getirmek, kanıksamadan yeni ihtida etmiş bir yabancı heyecanıyla yaptıklarımıza sahip çıkmak ve onbir ayın da müslümanlıkla ilişkisinin çok ciddi bir şekilde ilgi ve alakasının varlığını dünyaya ilana devam etmektir.

Hülasa; dua denilen yaratıcı ile inanan arasındaki en özel iletişim dilinin cümle samimiyetine sığınarak, elimizi, dilimizi, gönlümüzü bu yakarışa menba etmek gerekir. Riyanın olmadığı en ulvi anın, günahtan canı yanmış bir müslümanın dumanı tüte tüte tazarru ile Rabbine yönelmesidir. Bu iltica ile;

Nice ramazan ve bayramlara erişmek ümidiyle...


© Habername