HACI DURSUN EFENDİ (R.A.) ( DURSUN NURİ FEVZİ GÜVEN- (1883-22.02.1977-Of/ ÇALEKLİ)
Dar-ı bekaya irtihalinin 49. Sene-i Devriyesinde merhum müderris ve büyük alim Haci Dursun Efendi Hazretlerini rahmet ve fatihalarla anıyor, hayatta olan evlatları ve sevenlerine onun yaşadığı ve gösterdiği yolda hayırlı ömürler geçirmelerini diliyorum. Hocamızın, imam hatip‘te okudum 1960’lı yıllarda defaatle ziyaret etmişliğim, dua ve tavsiyelerini almışlığım olmuştur. Hatta bana, bir ara hukuk veya Siyasal bilgiler fakültesine gitmemi tavsiye eden hocalarımın aksine mesleğime yani ilahiyat ve dini tedrisata devam etmemin daha doğru olacağı ikazında bulunmuştur. Nitekim de öyle oldu. Muhterem hocamın duası ve temennisi İslam ilimler fakültesi öğrenciliğimle taçlandı. Fakülte döneminde de zaman zaman ziyaretlerinde bulunup, elini öperek duasını aldığım muhterem hocamızın cenazesine, Samsun müftü muavini olarak katılmış, o mahşeri kalabalık içerisinde, bir insanın ilim adamı sıfatıyla geride ne büyük bir sevgi seli bırakabileceği gerçeğini mutlulukla izlemiş oldum. Hocamız gerçekten büyük insan ve yeri doldurulamaz çok Velud bir alimdi. Aşağıda hayat hikayesini anlattığım şiirimde, onun mücadelesini ibret, hikmet ve ders dolu manevi ilimlerde mümeyyiz ve mümtaz bir şahsiyet olduğunu göreceksiniz. Ona binlerce fatiha ve dua gönderiyor, cennette beraber olmayı umuyor ve Rabbimden diliyorum.
Bin sekiz yüz seksen üç, tenevvür etti Çalek,Dünyaya teşrif eder, sanırsın ki bir melek.
Annesi Ayşe Hatun, Abdullah Beyin kızı,Baba Yakup Efendi, Of-Hayrat’ın yıldızı.
Çalek’li diye maruf, Haci Dursun Efendi,Esas ismiyse onun;Dursun Fevzi Güven’di.
Henüz yedi yaşında babasını kaybeder,Hemşin-Ahmet Hoca’dan, hıfzını ikmal eder.
Karakaş Ahmet Hoca, Hayrat’ta veriyor ders,Arapça ta’lim için geliyor ona herkes.
Çaykara Akdoğan’da, Tayyip Zühtü Efendi,Uzun yıllar hocaya Arapça dersi verdi.
Vefat eder annesi,, derslere verir ara,Annesinin hüznüyle, gönlünde derin yara.
Tayyip Zühtü Efendi Sıraağaç’ta imam,Böylece tahsiline köyünde etti devam.
Ayrılınca hocası ver elini İstanbul,Aradığın her hayrı, illa İstanbul’da bul.
Fatih; Daru’l-Hilafe, Medrese Sahn’da ders,Yüce bir ilim aşkı, adeta almaz nefes.
Süleymaniye’de o, Medrese’nin güneşi,Öyle temayüz etmiş, sınıfta yok bir eşi.
Meşihat’ta memurluk,ders;Medresetu’l-Kudad,Kelam,Fıkıh,Felsefe o her alanda üstad…
Karadeniz Bölgesi, Medrese müfettişi,Allah için çalıştı, ibadet saydı işi.
Dokuz yüz yirmi beş Of, İmam-Hatip’te müdür,Kapatılmış medaris, acı akıbet budur!...
Sebilu’r-Reşat’ta o yazar ağır makale,Takibata uğruyor, bakın şu garip hale..
İstiklal Mahkemesi verir idam fermanı,Kurdurulmuş sehpalar, ülke cellat meydanı.
Samsun-Havza dağ köyü, oluyor hicret yurdu,Efendimiz bu halde;”Hicret edin!..” buyurdu.
Dokuz yüz otuz üçte, af ve cezada tahfif,Eser nesim-i bahar, ülkede hafif-hafif…
Samsun,Ordu,Giresun, Trabzon,Rize irşad,Öyle candan vaazlar, oluyor gönüller şad!...
Dokuz yüz otuz sekiz,Hayrat Güneşli köyü,Hundez, hizmetlerini, unutmaz ömür boyu.
Dokuz yüz elli yılı, yeniden hacca gider,Kitap için yazılan tüm notlar olur heder.
Arapça neşriyatı, Suud’da yapmak ister,Yazık!…Çalışmaları, hac yolunda kaybeder.
Gümüşhanevi Ahmet Ziyauddin Efendi,Hilafet gömleğini, Hacı Ferşat’a verdi.
O da bu halifeden, ders ve icazet aldı,Tasavvufta yükselip, seyr-i sülüke daldı.
Dokuz yüz elli yedi, Ali Haydar Efendi,Diyar-ı İstanbul’da, O’na Hilafet verdi.
Mahmut Efendi O’nun mümtaz talebeleri,Yüzlerce alim-zahid,hepsi toplum rehberi.
Arapça-Farsça onun sanki ana dilidir,Almanca lisanıyla ayrıca ilgilidir.
Din ve dindara baskı, dokuz yüz kırklı yıllar,Hoca ve talebeleri, nasıl baskıdan yılar?!..
Gece-gündüz demeden, eğitim,irşat,hizmet,Kim mani olabilir,Hak’tan gelince himmet!?...
Çaykara- Hopşara’dan Haci Hasan Efendi,İki kat ev yapınca hoca için ne dedi;
“Çalek’in Müderris’i, oldu dünya herisi,İki kat bina yapmaz,Peygamberler varisi!…”
Buna üzülen hoca, der; “ Bir kat Medresedir,Zanla insan suçlamak, ne kötü vesvesedir!?..”
Üzülür Hacı Hasan,pişman olur sözünden,Af diler Yaratandan,yaş akıtır gözünden…
Yüzlerce talebesi, yurdun dört bir yanında,Tamamı alim-fadıl, bu hizmet kervanında.
Akademisyen,müftü, vaiz ve İmam-Hatip,Her bireri kesbetti, nice güzel meratip.
Hacı Mahmut Efendi, O’nun has talebesi,Kabil-i Kıyas değil onlarla mertebesi.
Sayısız kerametler etmiş kendinden südur,Benim şahit olduğum kerameti de şudur;
Bir defa amcam ile ziyaretine gittim,Saygı ve hürmetimle nurlu elini öptüm.
İkindi namazına hazırlık yapılıyor,Artvin’den gelenlere;”Abdesti alın..” diyor.
Abdestiniz var mıdır diye sormadı bize,Meğer muttali olmuş, abdestli halimize.
İmam-Hatip son sınıf öğrencisi iken ben,Siyasal veya Hukuk geçiyordu içimden..
Bana buyurdular ki; “Sen mesleğe devam et,Kürsü,minber ve mihrap, budur en büyük hizmet.”
Zaman-zaman giderdim,O’nun ziyaretine,Hamdolsun mazhar oldum dua ve himmetine.
Merhum babam genç iken, bazen çalkı çalarmış,Bu durumdan hocanın meğer haberi varmış.
Of-Hastikoz köyünde, cenazede Efendi,Babamın hizmetini doğrusu çok beğendi.
Omuzunda peşkiri,ibrik-leğen elinde,Zando Ahmet Efendi, nesi varsa dilinde; Dursun Efendiye der;” Bahsettiğim uşaktır,Bir de Hacı Cafer’in torunu olacaktır!?...”
Efendi der;” Bu mudur o ibareli olan,Vaz geçecek İnşallah! Bilir ki bunlar yalan…”
Babam der ki ;” O anda yer yarılsa da girsem,Gözüne- gözükmezdim, O, bildiğini bilsem.
Bir an;tevbe edeyim, sonra dedim,askerlik,Lazım olur bu meret, eder bana rehberlik.
Beynimde zonklamalar,içimde fırtınalar,Kalbimden geçenleri Efendi nasıl anlar?!...”
Der ki; “Askerliğini yapsın da bırakacak.O, iman ateşini tutuşturup-yakacak…”
Buyur!...İşte keramet, aynen tecelli etti.Askerden sonra babam, o çalkıyı terk etti.
Ömrünün otuz yılı Efendiye intisab,Varsa günahlarını affeylesin Yüce Rab!...
Dokuz yüz yetmiş yedi, yirmi ikisi şubat,Of’ta bir güneş battı, bir daha doğmaz,heyhattt!...
On binlerle cemaat, Of ve Çalek arası,Tıkanmış bütün yollar nedir bunun manası?!..
Mümkün müdür koparmak, milleti köklerinden,Bir alim vefat etse, oynuyor yer- yerinden!...
Bu Kur’an sevdasıdır, bu İslam davasıdır,Benzemez hiçbir şeye, davaların hasıdır.
Muhteşem cenazede ben de cemaat oldum,Bu tablo karşısında kendi-nefsime sordum;
İşte ilim-ulema, Ehlullah bu tattadır,Dursun Efendi ölmez, dipdiri hayattadır.
Hacı Dursun Efendi;profesor,ders-i amm,O’na rahmet ve dua, O’na saygı-ihtiram…
Nail eyle bizleri Rabbim şefaatine,Salat ve selam O’na, Muhammet Ümmetine!... MUSA UZUNKAYA
