ALİ HAYDAR ÖZAK HAZRETLERİNİN MANZUM HAYAT HİKAYESİ
ALİ HAYDAR ÖZAK HAZRETLERİNİN MANZUM HAYAT HİKAYESİ
( Ölümünün 42. Sene-i Devriyesinde (06.03.1984) Hocamızı dualarla anarken) HOCAMIZ;
O, ehlullah ehl-i hal, o hadimu’l- İslamdır,Ehl-i zikir ehl-i kal, o hamilu’l- Kur’an’dır.
Nesebi, sülalesi asil bir soydan gelir,Trabzon’lu aile, Batınzadeler denir.
Ondokuz ve yirminci yüz yılda Batınzade,Hadim oldu İslam’a, üç nesilden ziyade..
Trabzon Boztepe’de, adı ZİR mahallesi,Tavanlı Camiinde imam oldu dedesi.
Tekke; Rizelioğlu, şeyhtir Kadirilikte,Tasavvufta bir deha, manen seyr-i sülükte..
Batınzade Hafız-ı Kur’an Mahmud Efendi,Oğlu Halil İbrahim, evc-i kemale erdi.
İmamet ve tasavvuf, manevi mertebeler,Ehlullah ehl-i Kur’an, ma’ruf; Batınzadeler..
Üçüncü kuşağıdır, Ali Haydar Efendi,O İslam’a, Kur’an’a doğuştan gönül verdi..
Şeyh Halil İbrahim’in, oğlu Haydar Efendi,Bin dokuz yüz onbirde, Zir’de dünyaya geldi.
Henüz beş yaşındayken Ruslar bölgeye girer,Bir çok ili ilçeyi işgal ile, zulmeder.
Nice insanlar gibi, onlar da hicret eder,Doğduğu toprakları istemeden terkeder.
Giresun, Ordu, Samsun yeni bir hicret yurdu,Ailesi Çorum’da iskana karar kıldı.
Bu hicret esnasında önce babaannesi,Ağır gelir kadına yolculuğun çilesi.
Ardından da amcası Mehmet Zühtü Efendi,Muhaceret yolunda hastalanıp can verdi.
Doğu Karadenizden, taki ruslar çekilir,Çorum’dan Trabzon’a ailesiyle gelir.
Babaanne, hafize Emine Hanımdan ders,Ondan alır feyzini, gıpta ediyor herkes.
“ Hıfzı benden kuvvetli..” babaanneyi över,“ Rabbim baba anneme adin cennetleri ver!..”
Zeytinlik Medresesi, üç yıl eğitim görür,Allah ona bu yolda üstün payeler verir..
Baba Halil İbrahim şeyh ve hafız-ı Kur’an,Hıfzını ondan ikmal, öğrendi ilm-u irfan.
Dokuzyüz yirmi iki henüz yaşı onbirken,O alır icazeti, çocuk yaşında iken.
Baba Halil İbrahim, dede Mahmud Efendi,Oğlu Ali Haydar’a manevi bir el verdi.
Böylece hem hafızlık, hem manevi ilimler,O yolda merdivenler çıkılır birer birer..
Dokuzyüz yirmi sekiz ver elini İstanbul,İlimde kemalatı illa İstanbul’da bul!..
Ahmet Şükrü Edendi, kurra hafız, Serezli,İstanbul’da yektadır, ilm-u irfanı belli.
Rahle-i tedrisine tam üç yıl devam eder,Serezli hocasından icazeti hak eder.
Dokuz yüz otuz birde alır icazetini,Kurra hafızlığını, ilim ve hikmetini.
Fatih Camisindeki, merasim-i icazet,İcazetnamedeki her bir söz ise ibret;
“ İlmini, irfanını, edep ve ahlakını,Aile fazileti, hıfzını kemalini..”
Hocası meth-u sena, över ve takdir eder,İcazetnamesini huzurda takdim eder.
Hem Kıraat-ı seb’a, Kıraat-ı aşere,Nasip olmaz her zata, her hafıza beşere!..
Takrib ile tayyibe, tüm Kur’an ilimleri,Sirozi’den icazet, devrin Kur’an rehberi.
Dokuz yüz otuz üçte asker olur vatana,Kışlada da hadimdir hem vatan hem Kur’an’a..
Askerlik dönüşünde Trabzon’da ikamet,Sonra tecelli eder Kur’an’daki keramet.
Diyanette taşrada kadro yok o zamanlar,Madden ve manen zayıf olduğumuz o anlar..
Muhiddin Kazancı Bey, kadrolu kurs hocası,Müftülükçe de kabul olunca istifası,
Boşalan bu kadroya, müftülük teklif eder,Makam-ı Diyanet de, teklifi kabul eder.
Ali Haydar Efendi artık Kur’an hocası,Ehl-i Kur’an ve ilim, o hocaların hası.
Dokuz yüz otuz altı, aylardan mayıs ayı,Devlet ona bağladı, maaş; otuz lirayı..
Onun derdi ne para, ne pul ve ne de şöhret,Onun derdi Kur’an’a, din-i mübine hizmet..
O yıllar Trabzon’da kurs binası ne gezer,Hocamız camileri hep birer birer gezer.
Çarşı, Müftü Camii, sonra da Semerciler,Ebu Bekir Camii ve daha nice yerler...
Hocanın ders halkası buralarda kurulur,Kur’an ilmi isteyen her talibe verilir
Otuz altı yılından altmış üç yılına dek,Tam yirmi yedi sene hizmet devam edecek.
Vakfıkebir eşrafı, Karanizade Ali,Ali Haydar Hocaya kayın peder olmalı..
Eşi Hamdiye Hanım, kaim-i validesi,Kızı Safiye Hanım, hocamızın zevcesi.
Ali Haydar Efendi, Safiye’yle evlenir,Allah bu evlilikten dört tane evlat verir.
Dokuz yüz otuz altı, evlenme tarihleri,Beraber geçirdiler mutlu mesut günleri.
Mutluluk meyvaları Yusuf İzzettin ile,Kızı Tahire Selman, Faruk Nafız’la bile,
Mahmut Hulusi Beyler, hocamın çocukları,Hepsi hayırlı evlat, onların yüz akları..
Her biri sahasında ciddi temayüz etmiş,Spor ve siyasette biri zirveye çıkmış.
Faruk Nafız Özak Bey, siyasi arkadaşım,Arkadaşlık ne demek, o benim can yoldaşım!..
Aktif siyaset başlar, iki bin iki yılı,Üç kasım Ak Partiden Trabzon’un vekili.
Sıcak dostluk, kardeşlik Plan Bütçeden başlar,İstisnasız severler tüm grup, arkadaşlar.
Hatır gönül insanı, espirili, nüktedan,Tipik karadenizli, dostları için bir can..
Faruk Nafız Özak’ın eğitim gerekçesi,Ona yeniden açtı gurbet yolu çilesi.
Dokuz yüz altmış üçte, İstanbul Fatih İlçe,Kumrulu Mescid Kursu, garkolmuştu sevince..
Ali Haydar hocamız, ünü ülkeyi aşmış,Neticede hizmeti Fatih’e de ulaşmış.
Fatih İskenderpaşa, hocamın iskan yeri,Mehmet Zahid Kotku da onun mana rehberi.
Ondan Kur’an tilavet, şeyhten de nasihatler,Öyle zevkli sohbetler, tükenmese saatler!..
Orda nice dostlarla genç, ihtiyar ve akran,Turgut Özal kardeşler ve rahmetli Erbakan..
Nice devlet adamı, nice siyasi erkan,Ölenlerin hepsine merhamet eyle Rahman!..
Eşi Safiye hanım burada vefat eder,Bu ölüm hocamıza yükler çok ağır keder..
Zevce, Safiye Hanım altmış altı senesi,Yirmi beş mart sabahı, Gureba Hastanesi,
Emaneti Rabbine orada teslim eder,Tam kırk dokuz yaşında Hakk’a iltica eder..
Makamı cennet olsun, çocukları mustakim,Anne babalarını rahmetle ansın daim!..
Rabbim rahmet eylesin merhume zevcesine,Sabır, hayırlı ömür, versin ailesine.
Dokuz yüz altmış sekiz, İstanbul’dan ayrılır,Doğduğu Trabzon’a, döner sılaya gelir.
Altmış sekiz- yetmiş bir tarihleri arası,Çile meşakkat çeker o devrin uleması..
Gergin siyasi ortam, gençlik teröre kurban,Hemen her gün ölüyor, nice sayısız insan!..
Tam üç yıl Trabzon’da hizmete devam eder,Dokuz yüz yetmiş birde; “ benden de bu kadar..”der.
Meslekte resmi görev otuz beş yıl sürecek,Kur’an’a hizmet ise, bir ömür bitmeyecek...
Trabzon İmam Hatip dokuz yüz ellilerdeAçılır, sevgi seli oluşur gönüllerde.
Bu irfan ocağında verir Kur’an dersleri,Okuttuğu Kur’an’la fetheder gönülleri..
Trabzon’dan yetişen nice gönül erleri,Denebilir ki hepsi onun talebeleri.
İlim, irfan, edebi, ahlakı, zerafeti,Talebe yetiştirmek en büyük meziyyeti.
Tane tane konuşur, dinleyen teshir olur,Tilavet-i Kur’an’ı, gönüllere nakşolur.
Derslerinde sıklıkla şu beyti tekrar eder,Alim örnek olmalı ve sonra da şöyle der;
“ Alimin her kelamı, türlü mercan incidir,Cahilin her bir sözü, tende canı incitir!..”
Trabzon’un evladı, şehrin beyefendisi,Kah İstanbul türkçesi, kah da yöre lehçesi..
Konuşurken dinleyen hayran olur kendine,Üstü başı tertemiz, özenir giyimine
Yakın dostları onun, kitaplar yazsın ister,“ Benim eserlerim de talebelerimdir..” der.
Karabaş Tecvidi’ne o kısmi şerhler yapmış,Tullab-ı kiramı da bu şerhleri çoğaltmış.
Mektepte medresede, cami ve mescitlerde,Daimi sorgulardı, usul ve adap nerde?..
Şayet değilse saflar omuz omuza, düzgün,Bilin ki o camide hoca kızgın ve üzgün..
İmam ve cemaati azarlar, ikaz eder;“ Peygamber halinizi görse size ne söyler?!..”
Dokuz yüz altmış yedi yılında Pakistan’dan,Davet gelir hocaya ziyafet-i Kur’an’dan.
Ülkemizi temsilen o gider Pakistan’a,Birincilik bilgisi sunulur Eyüp Han’a,
Devlet Başkanı ona verir takdir nişanı,En güzel okuyandı orda Yüce Kur’an’ı.
Dokuz yüz altmış sekiz, yine Pakistan’dadır,Okuyuş hocamızdan, keramet Kur’an’dandır...
Çok kıymetli hafızlar, hocalar yetiştirmiş,Kadiri Tarikinde el almış ve el vermiş..
Daim müzeyyen kılmış manevi dünyasını,Sevmiş, bağrına basmış devrin ulemasını.
Binden fazla hafızı, hocayı yetiştirmiş,Her birini hizmete, halka amade kılmış.
İslam’ın hadimleri, Kur’an’ın bülbülleri,Hocamın tarikinden fetheder gönülleri.
Ve nihayet bir ömür son bulur, ecel gelir,Melekü’l-mevt ruhunu, emanetini alır.
Bin dokuz yüz seksen dört, dört mart, pazar gecesi,“ Ircı’ii..” yle son bulur, bir hayat bilmecesi!..
Ortahisar Camii, altı mart salı günü,Bir daha yaşamadı o gün ki gördüğünü..
Mahşeri kalabalık, dolu cami caddeler,Gözlerde akan yaşlar, duada bütün eller..
Raif Korkmaz kıldırır cenaze namazını,Ve ardından yaparlar helallik duasını..
Ziya Habiboğlu da talebeler adınaBir konuşma yapar ki, gönüller feryadına
Sevgi, hüzün kedere, hoca olur tercuman,Her birerini affet, bağışlayansın Rahman!..
Ali Haydar Hocamı, tullab-ı kiramını,Onlardan esirgeme kerem ve ikramını..
Şefaat-i Nebiye, cemale nail eyle,Bizi, evlatlarını Resule komşu eyle.
Eksik etme bizlerden ihsan ve ikramını,Sen ayırma yolundan evlad-u iyalini...
Büyük bir onur duyan, adını yaşatmaktan,Rabbim sen de razı ol, Faruk Nafız Özak’tan..
Babasının adını, hizmetleri yad eden,İlme gönül verene, sınırsız himmet eden,
Duamız dostlarına, aile efradına,Bir VAKIF kurulursa, hocamızın adına,
Hizmetler daim olur belki kıyamete dek,Amel defteri açık mahşeredek sürecek..
Böyle bir vakıf ile yetişir nice hafız,Her bireri İslam’a ve Kur’an’a muhafız..
Selam cümle eslafa, hepisine dualar,Ali Haydar Hocamın ruhuna FATİHALAR!...
