menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Meçhul Asker

4 0
03.04.2026

Meçhul asker hikâyesini bilir misiniz diye sorsam?

Meçhul asker mi olur, herkesin bir künyesi vardır diyebilirsiniz. Maalesef bazı askerlerimizin künyesiolmadığı gibi bedenleride yoktur!

Yıl 1915, kafası bedeninden ayrılıp bin altı yüz kilo metre uzaklığa götürülür. Toprakla bütünleşmeden mumyalanır. 88 yıl sonra toprak kabul eder şehidini. Öyle bir anı bırakır ki bu mezar her göreni ağlatır ve karşısında uzun uzun bekletir. İşte bu yüzden Çanakkale insanlığın tarihidir.

İlk gördüğümde ben de karşısında uzun uzun bekledim. Güneş gözlüğümün altında göz yaşlarımı sildim. Tarih kokuyordu şehitlikte, şehitlerimiz sanki bizimle geziyordu. Biraz rehberimizin de etkisi yüksekti. Adeta o günleri yaşıyorduk.

Sağım solum hep şehit ve ben Meçhul Askerin başındaydım. Rehberimiz bizi serbest bırakmıştı ben hızlı hızlı tekrar meçhul askerin yanına geldim. Dualar okudum, düşündüm.(Ailece gitmiştik eşim çocuklarla birlikte; ben tek başıma şehitlerin etrafında geziyordum.)

Mehmet Akif Ersoy’un dizeleri geliyordu aklıma tek tek…

“Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;

Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.”

Henüz neden bahsettiğimi anlamayan dostlarımız olabilir hemen anlatıyorum. Çanakkale savaşları sırasında bir Anzak askeri tarafından Türk askerimizin kellesi kesilir. Kafatası, onu götüren kişi tarafından mumyalanmış ve yıllarca "bir Türk öldürdüm" diyerek sergilenmiş, daha sonra ailesine miras bırakmış.

Avustralyalı ailenin vicdan azabı çekmesi üzerine, kafatası 2002-2003 yıllarında Melbourne Başkonsolosluğu aracılığıyla Türkiye'ye geri getirilmiştir.

18 Mart 2003 tarihinde dini ve resmi törenle kafa tası görseldeki mezarlığa defnedilmiş. Çanakkale savaşı 03 Kasım 1914 başlar.

09. Ocak 1916 biter (Deniz ve Kara savaşı şeklinde yapılmıştır.)

Kara muharebesi yaklaşık 8 ay sürmüş.

Anzakların başında bulunan General William Birdwood bile hayran kalmıştı türk askerinin ahlakına. Türklerin yaralı askerlere karşı gösterdiği insani tutumu ve esirlere davranışlarını takdir etmişti. Ordusun da bu haince iş yapan askerinin böyle yaptığını bilse kendi askerinin kellesini kendi alırdı eminim.

Günümüze gelelim hala vicdan mertebesinden yoksun olan İsrail parlementosu bugün yasa çıkardı. Filistinli esirleri idam etmek adına. 111 yıl sonrası zalimlerin tavrı hala değişmemişti. Değişmeyen tek şey Türk ordusunun güçlü ve karekteriydi.

Verilere göre Mart ayı itibariyle İsrail hapishanelerindeki Filistinli esir sayısı 9 bini geçiyormuş. Kadın ve çocuklarda bu sayıların içindeymiş. Ne kadar acı öyle değil mi kadın ve çocukları savaşın ortasına koyan acımasızca onların canına kıyan bir topluluk var.

Kadınların ve çocukların suçu ne? Nerde bu çocuk hakkı, kadın hakkı savunucuları? Nerde bizim avukatlarımız? Türkiye de bile barolara kayıtlı sayısız avukatlarımız var neden birlik beraberlik olup suçsuz insanlara yönelik uygulanan suçlara ses çıkarmıyorsunuz.

Mesleğinizin hakkı sadece Türkiye içinde yaşanılan olaylara yönelik olmamalı! Uluslararası adaleti aramak sizlere de düşer diye düşünüyorum.

Bugün Papa ülke topraklarımıza ayin yapmak için geldiyse biz de bugün onun yanına bu olaylar için gidip dua yapmamız gerek mi demeliyiz?

Yaşanılan olayları dram filmi izler gibi izliyoruz. Meçhul askerlerimize selam olsun…


© Habername