NE MEALLER NE DE TEFSİRLER KUR’AN DEĞİLDİR |
Kur’an ayı Ramazan’dayız. Bu ay niçin Kur’an ayıdır? Çünkü Rabbimiz buyurmuş:“Ramazan Ay'ı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.” (Bakara 2/185)
Rabbimiz, miladi 610 yılından kıyamete kadar yaşayacak tüm Âdemoğullarına dünya ve sonsuz hayatta mutluluk ve saadeti nasıl kazanacaklarını son kitabı olan Kur’an’da bildirmiştir. Bu sebeple bazı mütefekkirler Kur’an’a “insan kullanım kılavuzu” demişlerdir.
Hepimiz, Kur’an Ay'ı olan bu kutsal zaman da, diğer aylara göre ibadetlerimizi (namaz, oruç, zekât, umre, fitre, sadaka; dürüst olma, temiz olma, yardımsever olma, nazik olma, adil olma; yalandan, gıybetten, hileden kaçınma) artırırken; öbür taraftan da günahlardan (yalan, rüşvet, zulüm, içki, kumar, zina, faiz, kul hakkı…) daha fazla uzak durmalıyız. Tabii ki bu arada Rabbimizin son mesajı olan Kur’an’ı çokça okumalı, onu anlamaya gayret etmeliyiz. İşte bugünkü yazımın konusu da bu olacak.
KUR’AN’I HERKES ANLAYABİLİR Mİ?
Gerçek anlamda elbette hayır. Niçin? Bunun birçok sebebi vardır. En başta Kur’an, Allah’ın kelamıdır. Biz insanlar, sonsuz kudret sahibi Rabbimizin kitabını tam ve eksiksiz anlayabilme gücüne sahip değiliz. Çünkü anlama (fehim) dediğimiz şey; beyin, kalp, akıl ve gönül gibi maddi-manevi yetilerimizin aracılığıyla gerçekleşir. Bunların hepsi sınırlı kapasiteye sahiptir. Göz her şeyi göremez, kulak her şeyi duyamaz, dil her şeyi tadamaz, akıl her şeyi bilip kavrayamaz. Geleceğe dair mutlak bilgi ise insan için mümkün değildir. Hâlbuki Rabbimiz Kur’an’a hem ezelin hem ebedin bilgisini koymuştur.
Sınırlı ve geçici olan, sonsuz ve ebedî olanı gerçek anlamda kavrayamaz. O hâlde Kur’an’ı anlamak, anlamaya çalışmak gereksiz midir? Hâşâ! Çünkü bu kitabı insanlara gönderen Rabbimiz şöyle buyurmuştur:“Apaçık Kitab’a andolsun ki biz onu, iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur’an yaptık.” (Zuhruf 43/2-3)
Bu ayeti şu ayetle birlikte okuyunca meseleye daha dikkatli bakmamız gerektiği anlaşılır:“Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler…” (Nisâ 4/162)
Buradaki “ilimde derinleşmiş olanlar” ifadesi dikkatimizi çekmelidir.
MÜFESSİRLER VE MEALCİLER KENDİ KAPASİTELERİ KADAR YORUMLARLAR
Mealin ve tefsirin Kur’an olmadığının en büyük delili şudur: Bu işle uğraşanlar aynı ayetten az ya da çok farklı anlamlar çıkarabilmektedir. Buna kısa bir örnek verelim. Yukarıda Elmalılı merhumdan aldığımız Zuhruf 2-3. ayetlerin meali diğer mealciler tarafından şöyle ifade edilmiştir:
“Olur ki akıl edersiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık.”“Gerçekten biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık.”“Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an yaptık.”“Biz onu düşünüp idrak etmeniz için Arapça bir Kur’an yaptık.”“Aklınız ersin diye biz onu Arapça Kur’an kılmışız.”“Bu kitabı anlamanız için Arapça gönderdik.”“Apaçık Kitab’a andolsun ki akledesiniz diye Kur’an’ı Arapça okunan bir kitap kılmışızdır.”Dikkat ettiniz mi? Genel anlamda bir bütünlük olsa da kelime ve anlam nüansları vardır. Bu gayet normaldir. Çünkü her âlim kendi bilgi, kültür ve kapasitesi nispetinde yorum yapar. Meal için bu böyle olduğu gibi tefsirde de müfessirler ayetleri farklı şekillerde açıklamışlardır. Bunun sebepleri arasında zaman farkı, kültür farkı ve bilgi birikimi farkı vardır.
Şu bir gerçektir ki hiçbir âlim yaptığı mealin veya tefsirin Kur’an olduğunu iddia etmez. Aksine, “Ben Kur’an’dan bunu anladım.” der ve sözünü şu ifadeyle bitirir:“Allahü a‘lem.” (En doğrusunu Allah bilir.)
BU RAMAZAN MEAL HATMİ İNECEĞİM
Bendeniz bu Ramazan’da meal hatmi dinliyorum. Dinlerken de yukarıdaki hakikati hep hatırımda tutuyorum. İşte geçen gün meal dinlerken şu ayet dikkatimi çekti. Dilimizde sıkça kullandığımız bir kelimeyi, “erdem” kavramını Rabbimiz Kur’an’da nasıl anlamlandırmış, onu paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum:
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takva sahipleri bunlardır.” (Bakara 2/177)
Bir kelime, fakat ne kadar geniş, ne kadar derin ve ne kadar çok farklı ve kuşatıcı bir anlama sahip.