menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“DÖRT DİYOR, DOKUZ DİYOR, TOPLUYOR OTUZ DİYOR”

17 0
23.03.2026

Anadolu’nun bazı yörelerinde söylenen kafiyeli ve anlamlı bu söz, bugünlerde en çok ABD Başkanı Trump’a uygun düşüyor. Şaşkınlığından mı, yaşlı oluşundan mı, jantaj altında mı yoksa bilmediğimiz bir hastalığından mı... Başkan sık sık birbirine zıt sözler söylüyor, kararlar alıyor. Kamuoyunu az çok takip eden herkes şunun farkında ki Başkan (Trump) normal davranmıyor, tutarlı konuşmuyor. (Bu arada batıyı, batı kültürünü tanıyanlara bu gariplikler anormal gelmez) Elbette siyasiler, devlet başkanları (siyasetin doğası gereği) düz bir çizgide ilerleyemezler; söylemleri ve eylemleri değişebilir. Bu yüzden siyasiler (başkanlar, sultanlar, cumhurbaşkanları, başbakanlar…) kullandıkları devlet otobüsüne sık sık virajlar aldırırlar. Aldırırlar da, lakin dönüşler çok sık ve çok fazla olursa hem devlet otobüsünün direksiyonu fazla aşınır hem de yolcular (halk) perişan olur.( Konu ile ilgili şöyle bir haber okuduğumu hatırlıyorum: Trump’ın göreve geldiği tarihten bu yana 10 bin ya da daha fazla yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermiştir.)

“Zikzakların Gölgesinde Dünya ve Ümmet”

Geçmişi boş verin. 28 Şubat’tan bu yana İsrail ile beraber İran’a saldıran Başkan Trump kaç kere zikzak yaptı, kaç kere keskin viraj aldı, kaç kere yanıltıcı bilgi verdi, kaç kere birbirini tutmayan cümle kurdu? Zaten savaşa girerken ilk yalanı ortaya çıkmıştı. Şöyle ki: “12 gün savaşında İran’ı bitirdik, askerî tesislerini vurduk, nükleer santrallerini yok ettik.” sözlerini unutup, “İran’ı sahip olduğu güçten ayıracağız, onu bir tehdit olmaktan çıkaracağız; bu savaş 4 günde biter.” dedi. Sonra bu cümleye zıt onlarca cümle kurdu.

“Bize ne bundan?” diyemeyiz. Çünkü tüm dünya gibi (belki daha fazla) bize zarar veriyor. Çünkü ümmetin birer parçası olan İran, Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan, Mısır’ın yıkıma uğraması bizi maddî ve manevî huzursuzluğa itiyor. Üstelik tüm ekonomik dengelerimiz zarar görüyor. Petrol fiyatlarının fırlaması, ticaretin aksaması, ulaşımın teklemesi, herkes gibi bizi de zayıflatıyor.

Bunlar neyin göstergesi? Şunun göstergesi: Dünyanın en güçlü devleti durumunda olan ABD’nin başındaki kişi, tutarsızlığıyla ve keskin zikzaklarıyla tüm dünyaya zarar veriyor. Kısaca: “Dört diyor, dokuz diyor, topluyor otuz diyor.”

Bundan dolayıdır ki Trump’ın birkaç saat önce “İran ile barış yapacağız.” sözü fazla bir aksülamel bulmadı. (İnşallah öyle olur.)

“ZEBÛN-KÜŞ AVRUPA BİR HAK TANIR Kİ: KUVVETTİR.”

ABD’ye geri adım attıran (?) İran’ın füzeleri oldu galiba. Dün İran’ın İsrail’in göbeğine düşürdüğü füzeler, tüm dünya ile birlikte Trump’ı ve Netanyahu’yu hem korkuttu hem şaşkına çevirdi. Merhum Âkif’in bir asır önce yazdığı şu mısralar ne kadar da haklı imiş meğer:

“…Siyâsetin kanı: servet, hayâtı: satvettir,Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki: kuvvettir.Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri!..”

ABD, pragmatist bir felsefeye sahip olduğu için çıkarına gelmediği zaman, yenileceğini anladığı an bükemeyeceği bileği öper. (İnşallah.)

İSLAM DÜNYASI NE YAPMALI?

Üç yüz yıla yakındır yenilen ümmetin evlatları ne yapmalı? Bu son savaş gösterdi ki gavurun merhametine sığınılarak varılacak bir selamet sahili yok. Güçlü olmak, bir olmak, kardeş olmak zorundayız. Bu sebepten dolayı 9 Ekim 2023 Habernâme’de çıkan yazımdan bazı satırlarla yazıma son veriyorum:

DİRİLİŞ ZAMANI GELMEDİ Mİ?

“…Uyanış, diriliş şimdi değil de ne zaman? Düşman, düşmanlığını hiç bu kadar açıktan göstermemişti. Şeytan, niyetini hiç bu kadar net ortaya koymamış; gerçek amacının tüm İslam ülkeleri, tekmil ümmet olduğunu beyan etmemişti: Alevî-Sünnî, Şiî-Vahhabî, Ehl-i Sünnet-Ehl-i Farz… Fark etmeksizin; Türk, Kürt, Arap, Acem… Ayırmaksızın Müslümanların hepsinin topyekûn imha edilmesi gerektiğini açık açık söylememişti.

Asırlardır bizi bir yalanla avutmuş; “barış, demokrasi, insan hakları, medeniyet, eşitlik, adalet…” diye diye uyutmuştu. Hâlbuki görmemiz gerekirdi ki onlar (Batı = ABD + AB…), bir yandan böyle derken bir yandan da Osmanlı’yı parçalayarak o adalet çınarını 30’dan fazla parçaya bölmüştü. Sonra o parçaları birbirine düşürmüş; onların birbirlerini yemesi sayesinde kendisi ayakta kalmış ve onlara ait ne varsa (yer üstü, yer altı, kültürel) tüm kaynakları ve değerleri iç etmişti. Ama bunları yaparken hiçbir zaman bugünkü kadar açık, net ve görünür olmamıştı.Gölgeler en uzun hâle gelince batarlar. Batı güneşinin gölgesi en uzun hâle geldi. İnşallah yakında batacak.

Allahu Teâlâ’nın bir lütfu olarak bugün düşman, azgınlığını ve zulmünü gizlemeden, açıktan yapmaya başladı. Filistin’de çoluk çocuk, hastane, okul demeden bombalamaya devam eden İsrail, yaptığı zulmü gizlemeye bile gerek duymuyor artık. Hatta tüm Müslümanları açıktan tehdit ediyor. Ona bu konuda en büyük yardımı ise “Büyük Şeytan” yapıyor. Ardından Avrupalı yamaklar sıraya giriyorlar. İnşallah bu zulüm (yıllarca yapılan propagandalar sebebiyle) Batı’nın gerçek yüzünü görmeyip onu yücelten, onu ideal medeniyet olarak selamlayan Şarklı, Asyalı, Müslüman gençlerin gözlerinin açılmasına vesile olur.

Çareyi “Diriliş Şairi” 1991 yılında göstermiş. Merhum Sezai Karakoç’un o tarihte yazdığı bildiriden bazı bölümler devayı gösteriyor:

“İSLÂM ÜLKELERİNİN BAŞINDA BULUNANLARA ÇAĞRI”

Otuz senedir yazıyorum. Tüm eserlerimde Batı’nın bir gün gelip petrol bölgesini işgal edeceğini, sonra teker teker öbür ülkeleri istilaya girişeceğini açık ve seçik bir şekilde yüzlerce kez yazdım. Bugün ne yazık ki bu öngörüm tahakkuk etmeye başladı. Keşke yanılsaydım, keşke yalancı çıksaydım! Kuveyt’in işgalinin ardından yaptığım yorum bugün, yani dört ay sonra, gazete manşetlerine geçti. Şimdi de yakın gelecek için sizi uyarıyorum: Harekete geçin…”


© Habername