Geriye Nasıl Dönsek?
Çocukken saklambaç oynardık. Ebe olan arkadaşımız belli bir sayıya kadar sayar, ardından yüksek sesle “Önüm arkam, sağım solum ebe sobe!” diyerek sözde kendini güvene alırdı.
Keşke hâlâ çocuk olsaydık ve saklambaç oynamaya devam etseydik… Çünkü büyüdükçe gizlenmesi gerekeni unuttuk; saklanmayı değil, teşhiri öğrendik. Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız her yönüyle teşhir hastalığıyla doldu. Ne gizlenecek, ne sakınılacak; neyin mahrem olduğu bilgisi elimizden kayıp gitti. Öyle bir maraza tutulduk ki devası zor…
1. İbadetlerde ihlas ve takvayı yok eden, yapılanı görünür kılma ve bununla övünme hastalığına İslam “riya” adını verir. Hadis-i şeriflerde riyanın “küçük şirk” olarak tanımlanması boşuna değildir. Sadakamız, namazımız, haccımız ve diğer ibadetlerimiz fotoğraflanıp paylaşılmadıkça sanki eksik kalıyor. Hac ya da umreden bir kare paylaşmayan kaç dostumuz kaldı? Paylaşınca sevap arttı mı, azaldı mı; bunu pek düşünmedik. “Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi” gerektiğini dillerimize doladık ama hayata geçirmekte isteksiz davrandık.
2. Sadece ibadetlerin değil, günahların da mahremiyetini yok ettik. Oysa kul ile Rabbi arasında kaldığında affa daha yakın olan hatalar vardı. Biz, sanki iyi bir iş yapıyormuş gibi günahlarımızı açıkladık; kulları da şahit kıldık ve affı zorlaştırdık. Atalarımız “İbadet gizli, kabahat de gizli” demişti. Biz ise hem ibadeti hem kabahati aşikâr ettik. Kullukta yarışamadık belki ama isyanda yarışır hâle........
