Duyguları Nasıl Yaşanmalı? |
İnsanoğlu mekanik bir varlık değildir. Düğmesine dokununca açılan, çevrilince kapanan bir alet değildir. Hele ne zaman ve nerede ne yapacağı kesin bilinen bir özellikle yaratmamıştır Allah.
Onun duyguları vardır. İnsan üzülür. Bir dostum “insanın üzülmesi ve üzüntüsünü belirtmesi sünnettir” demişti. İlk anda bana biraz garip geldi bu cümle. Ama sonra baktım ki çok doğru bir yargıydı.
Allah resulü (s.a.v) oğlu İbrahim'in vefatında duygusal bir sahneyi görürüz.
Enes’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf (r.a):
- “Ey Allah’ın Resûlü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:
- “Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir” cevabını verdi. Sonra şunları ilave etti:
-“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.” (Buhârî,
Amcası Ebu Talip’in vefatından sonra “Amca! Yokluğunu ne çabuk hissettirdin!” diye içindeki yangını ifade etmişti. İsyan yoktu ama içindeki patlayan volkanı da zorla bastırmamıştı.
Amcaoğlu Cafer’in (r.a) şehadetinden sonra onun için hem övgüsünü hem de üzüntüsünü dile getirmişti.
Hz. Câfer’in zevcesi Esmâ bint-i Umeys (r.a) der ki:
“Câfer ve arkadaşları şehit oldukları zaman, Rasülüllah (s.a.v) yanımıza geldi. bana:
«–Ey Esmâ! Câfer’in çocukları nerede?» buyurdular. Onları bağrına bastı, öptü ve kokladılar. Bu esnada gözlerinden yaşlar akmaya başladı:
«–Ya........