SAFER AYI KAZA , BELA , UĞURSUZLUK ?
Bir köy evi, akşam vakti. Yaşlı bir nine, torununu yanına çekiyor, sesini alçaltıyor: "Bu hafta çarşamba günü sakın yola çıkma evladım, Safer'in son çarşambasıdır bu, kaza bela o gün iner." Çocuk korkuyla başını sallıyor, yıllar sonra kendi torununa aynı cümleyi fısıldayacak. Nesilden nesile aktarılan bu korku, hiç sorgulanmadan, hiç kaynağına inilmeden, bir aile mirası gibi taşınıyor. Oysa bu mirasın dinde hiçbir karşılığı yok.
İslam inancına ve köklü geleneğimize göre, Safer ayının "kaza, bela ve uğursuzluk ayı" olduğu yönündeki inanış tamamen asılsızdır ve dinde hiçbir yeri yoktur. Halk arasında nesilden nesile aktarılan bu yanlış algının doğrusunu birlikte görelim.
İslam inancına göre hiçbir gün, gece, hafta veya ay kendiliğinden uğursuz ya da şerli değildir. Zamanı yaratan Allah'tır ve her an hayra da şerre de gebedir. Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda çok net bir duruş sergilemiş ve şöyle buyurmuştur:
"Adva (hastalığın kendiliğinden bulaşması) yoktur, tıyara(uğursuzluk falı) yoktur, hâmet (baykuş uğursuzluğu) yoktur, Safer ayında uğursuzluk yoktur."
(Buhârî, Tıb, 19, 54; Müslim, Selâm, 102-104)
Dikkat edilsin, Efendimiz Safer'i tek başına değil, cahiliye devrinin bir dizi batıl inancıyla birlikte, aynı nefeste reddediyor. Yani Safer korkusu, hastalık bulaşma korkusu, kuş falı, baykuş uğursuzluğu, hepsi aynı kökten geliyor: zamana, hayvana, tesadüfe kader yükleme hastalığı. İslam, bunların hepsini tek bir cümleyle siliyor.
Peki bu inanışın kökeni nedir? Safer ayına yönelik bu olumsuz algı, cahiliye dönemi Arap toplumundan kalan eski bir hurafedir. O dönemde Araplar, haram aylardan olan Muharrem biter bitmez, Safer ayı girer girmez hemen savaşa, baskınlara ve yağmalara başlarlardı. Bu savaşlar yüzünden evler bomboş kalır, ciddi can ve mal kayıpları yaşanırdı. İnsanlar, kendi elleriyle sebep oldukları bu musibetleri aya bağlayarak "Safer ayı uğursuzdur" demeye başlamışlardı. İslamiyet ise bu batıl inancı kökünden kesip attı.
İşin ilginç yanı şudur: O dönemin Arapları zaten ayların sırasıyla, tam olarak da oynuyordu. "Nesî" denilen bir uygulamayla, haram ayları kendi çıkarlarına göre öteleyip erteliyor, savaşmak istedikleri zaman haram ayı başka bir aya kaydırıyorlardı. Kur'an bu keyfî uygulamayı da açıkça kınar:
"Haram ayları ertelemek (nesî), ancak inkârda ileri gitmektir."
Yani ortada zaten çıkarına göre bükülen bir takvim varken, bu bükülmenin sonucunu masum bir aya, Safer'e yüklemek, hatanın üzerine bir de yanlış teşhis koymaktır. Sorun ayın kendisinde değil,........
