İki Düğün, Tek Gece
Aynı sokak. Aynı davul. Aynı gece.
Yarım saat önce oradan geçmiştim. Gelin kapalıydı, damat vakurdu... bir tarafta hanımlar, bir tarafta beyler. İçimden maşallah demiştim. Bir hassasiyet vardı orada, elle tutulur, gözle görülür bir hassasiyet. Bir ailenin, bir geleneğin, sessizce nesilden nesile aktardığı bir terbiye vardı sanki havada.
Yarım saat sonra aynı sokaktan tekrar geçtim.
Aynı düğün, aynı davetliler... ama başka bir gece gibiydi artık. Hanımlar halaya durmuş, daracık kumaşlar altında beden hatları çizile çizile dönüyordu. Beyler yan tarafta, bıyık bükerek, yan gözle... Gencin bakışı utanmazdı, ama daha acısı, ihtiyarın yüzü kızarmıştı. Sırtını dönen tek tük yaşlı vardı orada, sessizce.
Aynı davul iki farklı gece çalmıştı.
Bir düğünde bu kadar şey nasıl bu kadar çabuk devrilir?
Çünkü örtünün şekli kalmış, ruhu gitmişti.
Kumaş uzundu ama bedenin hatları yine de belirginleşiyordu. Baş kapalıydı ama örtünün taşıması gereken mahremiyet duygusu kaybolmuştu. Mesele metre değildi, kumaş cinsinden hiç değildi... mesele niyetti, terbiyenin ne kadar içe işlediğiydi. Zira örtü bir sınır çizmek içindir; o sınırı daha görünür kılmak için değil, korumak içindir.
وَقُلْ لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
"Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar..."
Ayet, gözü de içine alıyordu. Yalnız örtüneni değil, bakanı da sorumlu tutuyordu. Gençler tarafındaki o yan bakış, o bıyık bükme... onlar da aynı ayetin muhatabıydı. Sırtını dönen ihtiyarlar ise zaten kendi vicdanının hesabını vermişti. Mesele tek taraflı değildi, hiç olmadı.
Ve çalgıcı da boş durmuyordu.
Kadınlar döndükçe, mikrofona sarılıp durmadan tekrarlıyordu: "Maşallah, maşallah..."
Oysa aynı kelimeyi ben de söylemiştim, yarım saat önce, kapalı gelinin, vakur damadın önünden geçerken. O an bir hayranlıktı, bir şükürdü, bir "ne güzel korumuş" duygusuydu.
Şimdiyse aynı kelime, açığa çıkan bedene, teşhir edilen harekete yapıştırılıyordu.
Aynı kelime. İki ayrı yer. İki ayrı niyet.
Maşallah bir şükürdür; nimeti görüp Allah'ı anmaktır. Bir teşvik değildir, bir alkış değildir.
"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın."
Mübarek bir söz, yanlışın üstüne örtü yapılınca, insanın vicdanını susturan bir zırha dönüşüyor. Çalgıcı belki ne yaptığının farkında bile değildi... ama her tekrarında, izleyenin vicdanını biraz daha uyuşturuyordu.
Dil de bir örtüdür. Bazen açar, bazen kapatır.
Bir de........
