GÜNÜMÜZÜN NADR’LARI |
Mekke'nin en tehlikeli adamı, elinde kılıç taşımıyordu.
Nadr b. Hâris... Benî Abdüddâr'dan. Kureyş'in sancaktarı, Kâbe'nin anahtarlarının bekçisi. Yani sokakta rastladığın sıradan bir düşman değil meclislerde ağırlanan, sözü dinlenen, güvenilen bir adam.
İran'a giderdi. Hîre'ye, Irak'a. Ticaret için diyorlardı. Ama getirdiği şey ipekten daha pahalıydı: Rüstem'in, İsfendiyar'ın hikâyeleri. Ezberlerdi onları, taşırdı, saklardı tam da ihtiyaç anına kadar.
Ve o an gelirdi. Hz. Peygamber bir mecliste otururken, Kur'an okunurken, insanlar susup dinlerken... Nadrkalkardı. Tam da Peygamber'in kalktığı yere otururdu.
"Vallahi Muhammed benden daha güzel söz söyleyemez," derdi. "O size eskilerin masallarını anlatıyor. Gelin, ben size gerçek hikâyeleri anlatayım — İran krallarını, Rüstem'i, İsfendiyar'ı."
Dinlerlerdi. Meclis dağılırdı. Vahiy, havada asılı kalırdı.
Bir genç, bir arayış içinde görülse... namaza, tevbeyemeyletse... Nadr'ın satın aldığı şarkıcı cariyeler devreye girerdi. O genç götürülür, yedirilir, içirilir, müzikle oyalanırdı.
Ve sorulurdu ona, tam kulağına eğilerek:
"Bu, Muhammed'in seni çağırdığı namazdan, oruçtan, savaşmaktan daha tatlı değil mi?"
Cevap aranmazdı bu soruya. Zaten cevabı beklenmiyordu. Sadece hissettirilmesi yetiyordu.
Kur'an, bu adamı görmezden gelmedi.
"İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu yapmak için boş sözü satın alır..." (Lokmân, 6)
"Ayetlerimiz okunduğu zaman, 'duyduk, istesek biz de böyle söyleriz, bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir' derler." (Enfâl, 31)
"Ona ayetlerimiz okunduğunda, 'eskilerin masalları' der." (Mutaffifîn, 13)
Vahiy, "eski" ilan edilmişti. Nadr'ın hikâyeleri ise hep "yeni." Hep "taze." Hep "şimdi."
Bedir'de bu........