Bir Kutu Bir Kitap |
Saat dört. Elazığ'ın göğü henüz kararında, meydan vakit sessizliğinde. Yirmi bin kalp aynı anda atıyor, söz daha başlamadan. Sonra gökyüzü konuşuyor. Bin ışık, tek bir cümle yazıyor: Allah. Sonra Muhammed. Yıldızlardan bir Kâbe, bir tavaf hayali. Ve bir yerde, o bin ışığın arasına düşmüş, Es'ad Hoca'mızın kendi şiirsel imzası, bir rahmet gibi parlıyor gökyüzünde. Yeryüzü secdeye varmadan, gökyüzü secdeye varmış gibi.
Kapıda bir karekod bekliyor herkesi. Okutuluyor, içeri alınıyorsun. Ama asıl bıraktığın şey karekodun yanındaki cihaz değil, kapının eşiği. Orada unvanını, makamını, adını bile bırakıyorsun. İçeri giren bir profesör, bir kapıcı, bir vali, bir işçi değil, sadece bir kuldur. Bir de bakıyorsun, bir profesörle bir kapıcı diz dize oturmuş, aynı halının üzerinde, aynı sabahı bekliyor.
Kapıdan içeri girdikten sonra ilk çarpan şey koku oluyor. Buhurdanlıklardan yayılan o koku insanı bir anda başka bir yere taşıyor, sanki Medine'nin bir sokağındasın, sanki bu meydan değil de asırlık bir avlu. Kalabalık orada, omuz omuza, ama gürültüsü yok; tuhaf, asude bir sessizlik var, sanki herkes aynı anda nefesini tutmuş, aynı bekleyişi paylaşıyor.
Sonra o sessizlik yerini sese bırakıyor. Ezan-ı Muhammedî okunuyor, saflar düzeliyor. Topluluk tek bir beden oluyor. Tek yürek, binlerce nefes. Kur'an tilaveti, hatm-i hâcegân, dualar. O an, gerçek bir hac provası taşıyor içinde, kimsenin yorulmadan, kimsenin uçağa binmeden........