menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aynı Kubbenin Altında

1 0
yesterday

Kırşehir'e girdiğimizde ilk fark ettiğimiz şey, bir sessizlikti. Üç-beş katlı evler, sakin bir trafik, saygılı bakışlar — hissedilir bir huzur. Öyle bir şehir ki, sanki asırlar önce kurulmuş bir dengeyi hâlâ taşıyor gibiydi.

Geçen Cuma'nın hutbesi ahilik üzerineydi. Bu tevafuk, bizi bu yazıyı yazmaya yöneltti.

Ahi Evran Müzesi'nde, kutsal emanetleri bir kez daha ziyaret etme ve bu emanetlerin sergilenmesine vesile olan Muhammed Erol Güzel Bey ile tanışma fırsatımız oldu. Fazla muhabbet edemesek de beni derinden etkileyen bir şahsiyetti. Konuşmamızın en önemli anı, kendisinin neden böyle bir sergiye öncelik verdiğini anlattığı andı. Dedi ki: "Ben bir fitili yaktım. İnsanları bu mukaddes emanetler ile buluşturdum." Darısı devletimizin de elinde bulunan emanetleri tüm ülkede sergilemesine, dedi.

Ahi Evran Müzesi'nde sergilenen kutsal emanetler

Bir fitil. Tek bir insan, tek bir sergi, tek bir buluşturma çabası. Ama fitilin yakılması, ışığın kendisinden daha önemli bir şey çünkü ışık söner, fitili yeniden yakan olmazsa karanlık geri döner.

Ahi Evran'ın türbesi, Kırşehir'in kalbinde, sade taş duvarları ve üzerindeki nakışlı kubbesiyle duruyor. Yeşil örtülü sandukalar, asırlardır aynı sessizlikte bekliyor.

Ahi Evran-ı Veli türbesi

Esas adı Mahmud bin Ahmed'dir. 1171 civarında, bugünkü İran-Azerbaycan sınırındaki Hoy kasabasında doğdu. Zamanının en büyük âlimlerinden Fahreddin Razi, Muhyiddin İbn Arabî, Evhadüddin Kirmanî sohbetlerinde bulunmuş; tasavvuf, tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tıp ilimlerinde yüksek bir makama erişmiş. Hocası Evhadüddin'in kızı Fatma Bacı ile evlenmiş. Anadolu şehirlerini dolaşarak, dünya menfaati ve şahsi çıkar gözetmeden, sadece Allah'ın rızası için çalışma fikrini yaymaya çalışmış.

İçinde bulunduğu Moğol istilasına karşı olağanüstü bir gayretle halkı teşkilatlandırmış. Bu yüzden hapislerde çile çekmiş. Kayseri ve Konya'da bir müddet kaldıktan sonra Kırşehir'e yerleşmiş, burada eserlerini yazmış. Osmanlı idarecileri, onun torunlarına ve talebelerine imtiyazlar verip hizmetinin devamını sağlamışlar padişahların tahta çıkarken kılıç kuşanma töreni, ahilerin "şeddi bend" yani kuşak kuşanma prensibine göre yapılagelmiştir.

Moğol hükümdarları, onun nüfuzundan ve sevenlerinin çokluğundan korkmuşlar. Kırşehir emirine baskı yaparak öldürülmesini istemişler. Ahi Evran-ı Veli, 1262 yılında, doksan üç yaşında, moğollarla savaşarak şehit olmuş.

Ama Ahi Evran'ı bize asıl anlatan, şehit edildiği yıl değil, kurduğu düzendir.

Pir Ahi Evran-ı Veli — türbedeki tanıtım levhası

İlk mesleği debbağlıktı — deri işçiliği. Ama zamanla otuz iki mesleğin piri hâline geldi: bayraktarlar, bağbanlar, başmakçılar, Kılıççılar, çadırcılar, çanakçılar, dokumacılar, dülgerler, neccarlar, gemiciler, hallaçlar, iğneciler, kuyumcular, kürkçüler, şairler, tabipler, tüfekçiler... Kurduğu ahilik sistemi, sadece kendi milletine değil, tüm insanlık için sosyal, iktisadi, siyasi bir yaşam tarzı oluşturdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim felsefesine ahilik egemen oldu; padişahlar ahi terbiyesi aldı, ahi unvanı taşıdı.

Ve bir cümle var ki, bütün sistemin özünü taşıyor: "Ahi kişinin eli, kapısı, sofrası açık; gözü, beli, dili kapalıdır."

Düşünsenize bir esnaf ahlakı kuruyorsunuz, ama bu ahlak altı maddeyle özetleniyor:

Eli Açık (cömert, yardımsever),

Kapısı Açık (misafirperver, ulaşılabilir),

Sofrası Açık (paylaşan, aç bırakmayan),

Gözü Kapalı (haramdan sakınan, başkasının malına-namusuna göz dikmeyen),

Beli Kapalı (iffetli),

Dili Kapalı (gıybet etmeyen, boş söz söylemeyen).

Ticaret burada sadece kâr-zarar meselesi değil bir ahlak, bir ibadet........

© Habername